AAAAH KEMAL BEY AH…BAŞKALARINA HELALLİK VERECEĞİNİZE ARTIK SİZ DE BİR HELALLEŞiVERSENİZ…
Dr. Noyan UMRUK
Tavuklar çiçek açmış ellerinde poğaça
Madem yüzme bilmiyordun niye çıktın ağaca
Bu ne biçim maydanoz ne alaka lacivert
Ama yaşasın cumhuriyet, yaşasın cumhuriyet…
O’nu yolsuzluklara karşı açtığı mücadele ile tanıdık. Ciddi, ağırbaşlı, sakin, soğukkanlı duruşu ile göz dolduruyor, belgeli açıklamaları ile karşısındaki ucuz laf ebelerine meydanı dar ediyordu. Yıldızı böyle parladı…
Bu hızla girdiği yerel seçimlerde kazanamasa da başarılı oldu. Belediye başkanlığına adaylığını koyduğu şehrin semtlerinin adını şaşırsa da, halk O’nu sevmişti. Dürüst, temiz, mütevazi duruşu ve dudaklarından eksik olmayan tebessümü ile oy verse de, vermese de halkın gönlünde Gandi Kemal olarak yerini aldı.
Derken bir karambol, bir kumpas kendini ana muhalefet partisinin başında buluverdi. Ama parti başkanı olarak girdiği ilk genel seçimlerde evinin adresini şaşırıp oyunu kullanamadı.
Halk onu seviyordu, ama oy vermiyordu. Bu böyle olmaz dedi. Doğru dürüst, açık, net, ülkenin, halkın yaralarına merhem olacak cesur bir programla adamlarını, gençlerini, kadınlarını halkın içine salmak yerine halkta pek de karşılığı olmayan adamları partisinde toparlamaya başladı… Ama yine olmadı…
Bu sefer Washington’a, Brüksel’e falan gitti. Yetmedi; Amerikan büyükelçisi ile halvete falan da girdi…
Metodoloji bilmediğinden, tarihi süreçlerin, yaşandığı dönemin zaman-zemin ve mekân boyutları ile analiz edilmesi gereğinden bihaber olduğu için, “Biz 1930’ların CHP’si değiliz” falan demeye başladı
Sinirlenmeye başlamıştı… Bu kez, aslı bütün haşmetiyle ortada dururken, mürekkep yalamış suretini kimseye sormadan belki de global akıl hocalarının iteklemesi ile cumhurun başı yapmak istedi. O da tutmadı… O zat da gitti MHP’den milletvekili olup, meclis başkanlığına adaylığını koyuverdi… Ama nafile… “Reis” in cumbaşbakan olmasını elbirliğiyle sağlamış oldular…
Nihayet kurultayda sinirleri iyice boşalıverdi. Sararmış rengi ruhsarı ile selamsız sabahsız ortalığa fırlayıp “Ben Dersimli Kemal” diye bağırmaya başladı. Oysa geçmişini inkâr ettiği partisinin yoktan var ettiği Cumhuriyet, O’nu Tunceli’li Kemal olarak almış okutmuş, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiş ölçüde fırsat eşitliği sağlayan bir “sosyal hiyerarşide dikey yükseliş mekanizması” ile Demirel vb. öncülleri gibi önce hesap uzmanı, sonra SSK genel müdürü ve milletvekili yapmış ve de nihayet ana muhalefet partisinin başına getirmişti…
Kurultayda partisi için alelacele belirlediği geleceğe yönelik stratejisini ise şöyle vurguladı “Partiyi rakı sofralarında memleketi kurtaranlardan temizleyerek altı oku yeniden yorumlamak…”
Neyini yeniden yorumlayacak altı ok’un, o pek anlaşılamadı…
Etrafına, bölgeye hiç bakmadan mesela laikliği mi? Bölgenin iyi kötü tek demokrasisinin kilit taşı olan, yıllardır yorumlamaya çalışanların dönüp dolaşıp Mursi’ye yönelttiği tek öneriyi mi?
Hiçbir etnik ve dinsel ayrım gözetmeksizin, yurtseverliği, kaderde, tasada ve kıvançta bir, mutlu ve refah içinde bir geleceğe giden yolda çağdaş uygarlık düzeyini aşma idealini öngören Atatürk milliyetçiliğini mi?
Sosyal adaleti, fırsat eşitliğini öngören, halkın dertlerini dert edinen halkçılığı mı?
Devrimciliği mi? Hani siz “Devrimci Kemal” diniz ya…
Yoksa Cumhuriyetçiliği mi? O halde işe partinizin adını değiştirmekle başlayabilirsiniz…
Gelelim devletçiliğe… Sıkıntınız bu olsa gerek… Bu gün ülkenin adeta içinden çıkılmaz hale gelmiş kentleşmeden tarıma kadar tüm sorunlarının temelinde çürümüş, yozlaşmış gemi azıya almış sistemi toplumsal yarar sınırına çekmek için demokratik bir planın olmayışı yatmıyor mu? Yaşanmakta olan kepazelikler, devletin enerji, iletişim, finans, tarım, hayvancılık vb. stratejik sektörlerde en azından düzenleyici(regülatör) olarak yer almasını gerektirmiyor mu? Bölgesel eşitsizliği devlet olmadan nasıl gidereceksiniz? Hala devletin olmadığı yere özel sektörün sadece teşviklerle gideceğini mi zannediyorsunuz?
Ahhh…Kemal Bey ah… Partiniz, sayenizde ülkenin önemli bir sorunu haline gelmişken, tüm çabalarınıza rağmen 7 seçim kaybetmiş bir lider olarak tüm siyasal partiler depremler yaşarken artık ülkeye yapacağınız en büyük iyiliğin yerinizi daha genç, dinamik, kararlı ve toplumu heyecanlandıracak, sürükleyecek bir kadroya bırakmanın tam zamanı geldiğini neden hiç düşünmezsiniz… Başkalarına helallik vereceğinize artık siz de bir helalleşiverseniz…