Batı'nın Türk düşmanlığı "Ermeni - Kürt meselesi" ...

Batı'nın Türk düşmanlığı "Ermeni - Kürt meselesi" ...

İletigönderen Başkomutan » Pzr Oca 31, 2010 0:51

Atatürk’ün Ermeni Konusuna Bakışı!… "Kürt meselesi"
Atatürk’ün Ermeni Konusuna Bakışı!…

Atatürk’ün yazışma ve konuşmalarından Ermeni konusu üzerine neler dediğini tarayıp, bir kitapta topladım. Karşımıza önemli bir bilgi ve değerlendirme zenginliği çıktı. Bunlar konu başlıkları halinde şöyle sıralanabilir:

* Tehcir bir zorunluluktu.

* Tehcir’de Ermenilere katliam yapılmamıştır.

* Tehcir edilenler hayattadır.

* Tehcir, Ermeni çetelerinin Türklere yaptığı katliamlardan doğan kin ve düşmanlıktan dolayı, bir yönüyle Ermenilerin hayatını kurtarmıştır.

* Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşı sırasında katliama uğrayan, asıl soykırım girişimine tabi tutulan Türklerdir.

* Türkleri ve Ermenileri, birbirlerini kırmaları için Doğu’da önce Ruslar, sonra İngilizler, Güney’de Fransızlar kışkırtmışlardır.

* Ermeni kırımı yalandır, uydurmadır, iftiradır, İngiliz propagandasıdır.

* “Ermenilere kırım yaptınız” konulu saldırılar, tarihi gerçeklere değil, siyasi emellere dayanmaktadır.

* Siyasi emel topraktır, Türkiye’nin Doğusunda “Kafkas Seddi” oluşturmaktır.

* Bu projede, Kürtçülük ve Ermenicilik birer vasıtadır ve paralel kullanılmaktadırlar.

Bunlardan sadece son üçünü ana hatları ile ele alabileceğiz.

Türk ulusu, Ermenilere soykırım yaptınız iddialı saldırılara üçüncü kez muhatap olmaktadır. İlki 1915 Tehciri’nden sonra 1916′da başlar, 1918 Mondoros Mütarekesi’nden sonra yoğunlaşır. İkincisi 1920′dedir. Türk ulusunun canını, namusunu, toprağını kurtarmak için Çukurova’da Antep, Maraş ve Urfa’da Fransız-Ermeni işgalcilerine karşı direnmesi üzerine ve özellikle Şubat 1920′de Maraş’tan Fransız-Ermeni işgalcilerini kovuncadır. Üçüncüsü de 1965′te başlatılır ama asıl saldırı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin PKK terör örgütü ile ABD’nin ve AB’nin istediği şekilde bir diyaloğa girmeyip siyasi çözümü reddederek silahlı mücadeleyi sürdürme kararlılığı üzerine 1995′te başlatılır.

1995′e kadar, 30 yılda Türkler Ermenilere soykırım yapmıştır şeklinde karar alan veya bildiri yayınlayan sadece altıdır(1). 1995′ten 1998′e kadar karar alanlara dokuz ilave daha olur. 1999′da PKK başarısız olunca, Güneydoğu’yu Türkiye’den kopartamayınca yani PKK’ya verilen görev gerçekleşmeyince soykırımlı saldırılar bunaltıcı şekilde yoğunlaşır. Sadece 2000 yılında 7 karar çıkar. 2001 2006′da bunlara 17 karar daha eklenir.

1965′ten 2007′ye kadar toplam 39 karar çıkar, bunlara eyalet kararları dahil değildir. 39 kararın 6’sı 30 yılda, 1965-1994 arasında çıkar. 1995′te saldırılar yoğunlaştırılır, 4 yılda (1995-1998) 9 karar, 2000′de 1 yılda 7 karar, 2001 ve sonrasında ise 17 karar çıkartılır. 39 kararın 24′ü 1999 sonrasında, yani PKK başarısız kılındıktan, Türkiye AB’ye aday yapıldıktan sonradır. 1997′de adaylığı reddedilen Türkiye’nin 1999′da yani PKK başarısız kılındıktan sonra aday yapılmasının anlamı ve arkasından aday yapılan Türkiye’ye Ermeni soykırımı kartı ile siyasi saldırıların yoğunlaştırılması dikkat çekici ve uyarıcıdır. Ayrıca 2000 yılında, soykırım suçlamasıyla yapılan siyasi saldırıların yanı sıra, Batılı sermayedarlarının çıkarttığı Kasım 2000 ve Şubat 2001 ekonomik krizleri ve sonuçları da göz önüne alındığında, Türkiye’nin planlı bir siyasi-ekonomik-sosyal tehditle karşı karşıya olduğu anlaşılmaktadır.

Saldırıların sürecine ve yoğunlaşma dönemlerine dikkat edilirse konunun tarihi bir hesaplaşma değil, siyasi bir hesap olduğu ortaya çıkmaktadır. Birinci ve ikinci saldırılar Sevr öncesidir. Üçüncü saldırı ise Kürdistan kurma öncesidir. Sözde Ermeni soykırımı konusu ile Kürdistan kurma konusunun ne ilgisi var denilebilir. İkiz konulardır. Tarihimizde paralel yürütülmüştür. Bu günde paralel yürütülmektedir.

Soykırımlı saldırılara Atatürk’ün bakışı, tarihi bir konu şeklinde değil, siyasi hedefleri gerçekleştirmede bir vasıta olarak kullanma şeklindedir. Yani mücadele alanı tarih değil, siyasettir demektedir. Ki kendisi de tarihle değil, siyasetle ve güçle çözmüştür.

Atatürk’ün sözde soykırım iddiaları üzerine tespit ve değerlendirmelerini sorularla açıklığa kavuşturalım. Biz soralım, O yanıtlasın.

Türkiye’ye yapmadığı ve yapmadığını bildikleri halde neden “Ermenilere soykırım yaptınız” suçlamaları ile saldırıyorlar. Bunları neden yapıyorlar?

“… Düşmanların bütün çalışması, barış esaslarının kararlaştırılacağı şu sıralarda memleketimizi dışarıda ve içeride güçsüz bir durumda bırakarak, istedikleri her şeyi kabul ettirmeyi amaçlıyor…” (24 Nisan 1920-TBMM)

O günlerde Sevr Anlaşması gündemdeydi. Sevr ile istediklerini kabul ettirmek için, “Ermenilere kırım yaptınız, yapıyorsunuz” saldırısı ile Türkiye’yi suçlu duruma düşürüp dıştan destek görmesini önlemeyi, hayır deme direncini kırmayı amaçlamışlardı.

Şimdi 1995′te yoğunlaşan, 2000′de doruğa çıkan saldırıların amacı daha iyi anlaşılmaktadır. 1995 yılı için Ata’nın açıklamasındaki, “barış esaslarının kararlaştırılacağı şu sıralarda” ifadesinin yerine “PKK ile silahlı mücadeleyi bıraktırıp, siyasi çözümün dayatıldığı şu sıralarda” ifadesi konularak okunması yeterli olmaktadır. 2000′li yıllar için konulacak ifadeler çoğalmaktadır.Birkaçını sıralayalım.

* “Kendisine verilen görevi PKK başaramayınca, PKK’nın yapamadığını bizzat yaptırmak için AB adaylığına kabul edilen Türkiye ile adaylık koşullarının belirleneceği şu sıralarda…”

* “AB’ye uyum paketleri adı altında verdirilecek ödünlerin Türkiye’ye kabul ettirileceği şu sıralarda…”

* “İncirlik Üssü kullanım koşullarının görüşüleceği şu sıralarda (2000 Baharı-ABD için)…”

* “BOP’un gerçekleştirileceği şu yıllarda…”

* “Kuzey Irak’ta bir devlet yapılanmasına başlanacağı şu sıralarda (2002)…”

* İran’a karşı ABD’nin yanında yer almasının sağlanacağı şu sıralarda…”

* “Kuzey Irak’taki devlet ilanının yapılacağı şu sıralarda…”

Atatürk’ün aynı konuşmasında sorumuzla ilgili iki yanıtı daha vardır.

“Geleceğe yönelik çıkarlarını, çeşitli baskılarla bütün dış ülkeleri aleyhimize çevirmekte gören bütün unsurlar, tümüyle yalan olan en son Ermeni kırımı uydurmasını (1920′yi kastediyor) düzenlediler… İngilizler, dış durumumuzu yani toplu öldürme iftiraları ile sarsarak, … tasarladıkları İstanbul işgalini kolaylıkla uygulayabilecek bir ortam hazırlıyorlardı…” (24 Nisan 1920-TBMM)



Başka bir konuşmasından bir alıntı daha yapalım.

“… Düşmanlarımız hakkımızda icat ettikleri iftiralarını bir Aralık Paris Konferansı’na da kabul ettirir gibi oldular. İhtimal bunun neticesi olarak, daha savaş esnasında birbirleriyle yaptıkları gizli anlaşmaların ve karşılıklı verdikleri sözlerin tatbikatına başlanmış idi. İzmir, Antalya, Adana, Antep, Urfa ve Maraş’ın işgalleri hep bir karşılıklı taahhütler neticesi…” (31 Aralık 1919 Ankara)

Ata’nın bu üç açıklamasından, Ermeni kırımı konulu saldırıların basit bir suçlamadan çok öte bir durum olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye üzerine niyet besleyenler, bunu araç olarak kullanmışlar. Güncel çıkarlarını sağlamak için bir tehdit aracı, uzun vadeli planlarını gerçekleştirmede de bir alt yapı aracı olarak kullanmışlar. Bugün de Türkiye’ye yönelik planlarını ki planlarını gizlemeye de gerek görmüyorlar, gerçekleştirmede bir araç olarak kullanmaktadırlar.



Peki, bu soykırım iddiaları doğru mudur?

“Türkler tarafından Ermeniler aleyhinde katliam (İddiaları), uydurulmuş rivayetler ve bir takım yalan ve iftiralardan ibarettir.” (17 Ocak 1921-Demeç)

O halde Ermeni sorunu nedir?

“Ermeni sorunu, Ermeni milletinin gerçek olmayan isteklerinden çok, dünya kapitalistlerinin ekonomik yararlarına göre çözülmek istenen sorun(dur).” (1 Mart 1922-TBMM)

Ermeni sorununu dayandırdığınız Emperyalistlerin ekonomik çıkarları nedir?

“Ermeniler Van ve Bitlis’i ele geçirince, Irak’taki İngilizlerle birleşeceklerinden dolayı bütün Yakındoğu’da İngilizlerin yeri çok sağlamlık kazanacaktır.” (1 Aralık 1920)

“Ermenistan’ı Mezopotamya’da yerleşmiş İngilizlere yaklaştıracak surette uzatmak, Moskova ve Ankara hükümetlerine pek çok nahoş sürprizler yaratmak demek olur.” (27 Aralık 1920)


“Taşnakların, İtilaf devletlerinin entrikalarına alet olmaktan vazgeçmeyip… Sevr’de İstanbul hükümetine imza ettirilen anlaşma hükümlerine dayanarak Doğu vilayetlerimizi işgal için fırsat kollamaları, bu suretle Basra Körfezi’nden Karadeniz’e kadar Doğu ile Türkiye arasında itilaf devletleri nüfuz ve himayesi altında büyük bir kütle husule getirip Yunanistan’ın Rumeli ve Batı Anadolu’da oynadığı rolü Kafkasya, Doğu Anadolu ve İran’da oynamaya azmetmiş olmaları …” (6 Ekim 1920)


“Musul (Vilayeti-bugünkü Kuzey Irak) bizim için çok kıymetlidir… Birincisi, civarında sonsuz servet teşkil eden petrol kaynakları vardır. İkincisi bunun kadar önemli olan Kürtlük meselesidir. İngilizler orada bir Kürt hükümeti teşkil etmek istiyorlar. Bunu yaptıkları takdirde bu fikir bizim hududumuz dâhilindeki Kürtlere de sirayet edebilir. ” (16 Ocak 1923)



Atatürk’ün bu dört açıklamasını, Sevr haritasını ve 1918′den sonraki bilgileri yan yana getirdiğimizde emperyalistlerin ekonomik çıkarları ortaya çıkmaktadır.


İngiltere Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın elindeki tüm petrol yataklarını; Arabistan Yarımadası, Basra ve Musul’u; ele geçirir. Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra, Osmanlının 1918 yazında işgal etmiş olduğu Bakü petrol bölgesini, Osmanlıya boşattırarak işgal eder.


Ele geçirdiği Hazar petrol bölgesi ile Ortadoğu petrol bölgesi arasını kendi kontrolünde tutup, iki bölge arasında fiziki bağı kurmak için, 1918′de kendisi tarafından kurulan Ermenistan’ı, Karadeniz kıyılarından Van Gölü’ne kadar uzatmak, Van Gölü güneyi ile Irak arasındaki boşluğu doldurmak için burada bir Kürdistan kurmak ister. Sevr haritasının doğusu işte bunu gerçekleştirmektedir.


Atatürk, bu planı anladığı içindir ki; Moskova’yı birkaç kez uyarır, uyarıları sonuç doğurur, Ankara – Moskova işbirliği gelişir ve senaryonun Ermeni ayağı kırılır.

Kürdistan’ın kurulmasını önlemek için de, Musul vilayetini Misak-ı Milli içine alır ve Türkiye’ye dâhil etmek ister. Musul alınamaz ama Sevr ile kurulmak istenen Kürdistan oyununu bozar.

Görüldüğü gibi emperyalistlerin ekonomik çıkarı, petroldür, Karadeniz’de egemenliktir. Diğer öğeler figürandır, kullanılandır. 1920′lerde bu senaryoyu Atatürk bozmuştur. Günümüzde de aynı senaryo oynanmakta, aynı figüranlar kullanılmaktadır. Sadece filmin esas oğlanı değişmiştir. O yıllarda İngiltere idi, bugün ABD’dir. İngiltere yardımcı oyuncu olmuştur. Amaçları arasına “su”ilave olmuştur.

Atatürk’e sorularımızı sürdürelim. Bu senaryo içersinde Ermenilerin rolü nedir?

“Rum ve Ermeni, Batı emperyalistlerinin hizmetçisi olan uluslar(dır).” (1 Aralık 1920-Ankara)

“Ermenistan, Doğu’da büyük bir inkılâp gayesi için çalışan mazlum milletler arasında, … bozguncu bir unsur vazifesi yapıyordu. Doğu milletlerinin temasına engel oluyordu. Doğu’da İngiliz emperyalistleri için bir dayanak noktası hizmeti görüyordu…

Ermenistan, Doğu ihtilal makinesinin iyi işlemesine mani olmak için, bu ihtilalden etkilenecek olacaklar tarafından makinenin çarkları arasına sıkıştırılmış ecnebi bir cisimden başka bir şey değildir…”
(13 Kasım 1920-Hakimiyeti Milliye)


Atatürk, Ermenilerin emperyalistlerin bir maşası olduğunu, kullanıldıklarını tespit ediyor; ki bu tespitini sıkça tekrarlar, gerçeği gören Ermeniler de bu yönde açıklamalar yapar; kullanılma amaçlarının da bir siyasi hedefin gerçekleşmesi için olduğunu belirtiyor. Bu siyasi hedefin tam açıklamasını, hedefi belirleyenin ağzından verelim.


Sevr Anlaşması’nı hazırladıkları konferanslarda İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 16 Şubat 1920′de şöyle diyor:


“Müttefiklerin uğrunda savaştıkları… Amaçları arasında bağımsız bir Ermenistan devletinin kurulması da vardır. Bu amacın gerçekleşmesine tüm müttefikler aynı derecede ant içmiş durumdadır.”


Aynı kişi, bu devletin kurulma amacını da, 22 Nisan 1920′de şöyle belirtir :

“Büyük bir Pan-İslam ya da Pan-Turan hareketi ortaya çıkabilir ve böyle bir halde, Londra Konferansı, genellikle dünya barışı bakımından, Türkiye Müslümanları ile daha doğudakiler arasına sokulmak üzere bir Hıristiyan toplumunun sıkıştırılmasının yerinde bir girişim ve bunun da yeni bir Ermeni devleti olabileceğini düşünmüştü.”


Atatürk; bu toplantı tutanaklarından haberi olmaksızın, emperyalistlerin Ermeniler üzerine neden oynadıklarını, siyasi hedeflerinin ne olduğunu tam isabetle tespit etmiş ve buna göre cephe tutmuş, bu plandan Türkiye kadar zarar görecek olan Rusya ile işbirliği yapmış ve planın gerçekleşmesini engellemiştir.


Bugün de Ermeni kartının tekrar Türkiye’nin önüne konulması, Ermenilerin tekrar kullanılmaya başlanmasının arkasında, daha önce açıklanan ekonomik çıkarlarının yanı sıra, L. Curzon’un ikinci sözündeki amaç aranmalıdır. Bundaki doğru tespit, Atatürk’ün yaptığı gibi, doğru cephe tutmayı, doğru hedefe saldırmayı sağlayacaktır.


“Kürtlerin devletten ayrılarak İngilizlerin himayesinde bağımsız Kürdistan kurmaları teorisini tasvip etmem. Çünkü bu teori, … Ermenistan lehine İngilizler tarafından tertip edilmiş bir plandır.” (16 Haziran 1919)


“… Kürtleri Osmanlı (Türk) camiasından ayırmak, İngiliz boyunduruğuna sevk etmek, neticede Doğu Anadolu’muzu Ermenilere çiğnetmeye yol açacak(tır).” (9 Kasım 1919)

“… Basra Körfezi’nden Karadeniz’e kadar Doğu ile Türkiye arasında İtilaf devletleri nüfuz ve himayesi altında büyük bir kütle husule getir(mek)…” (6 Ekim 1920)


İngiltere, Hazar ile Basra petrol havzaları arasını kendi kontrolünde bir coğrafi bağ ile birleştirmek ve Anadolu Türklüğünün Kafkas ve Orta Asya Türkleri ile fiziki bağını kesmek için, Ermenicilik ve Kürtçülük hareketini paralel yürütmüştü. Her iki hareketi kendi emperyalist politikaları için bir vasıta olarak kullanmıştı.


Atatürk, sözünü ettiği “Doğu ile Türkiye arasında büyük bir sed meydana getirme” projesini görmüş, Ermenicilik ve Kürtçülük hareketlerinin bu seddi oluşturmak için İtilaf devletleri (yani İngiltere) tarafından tezgâhlandığını ve Türkiye için tehlikelerini anlamış, inşa aşamasında seddi yıkmıştır.

Bu seddin yapılmasını önlemedeki kesin kararlılığını şöyle ifade eder :

“Kafkasya seddinin yapılmasını Türkiye’nin kati mahvı projesi sayıp, bu seddi İtilaf devletlerine yaptırmamak için en son vasıtalara müracaat etmek ve bu uğurda her türlü tehlikeleri göze almak mecburiyetindeyiz.”


Bugün de emperyalizmin bu iki vasıtası, Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde aynı kaynaklardan, aynı amaçlarla ve yine paralel yürütülmektedir ve 2007 yılı itibarı ile önemli mesafe kat etmiştir. Türkiye, Atatürk’ün kesin kararlılığını gösterme zamanını geçirmektedir. Bugün, Büyük Ortadoğu Projesi içinde oluşturulmak istenen Doğu Seddini önlemek için “her türlü tehlikeleri göze almak mecburiyetinde” olduğunu anlamalıdır. Varlığını devam ettirmek için buna zorunludur. Geç kalmanın bedelini halkına kanla ödettirmemek için zorunludur. Doğu Seddini önlemek zorundadır. Önlemenin nasılı, ne yapılacağı da Atatürk’tedir. Atatürk gibi önce bağımsızlığımızı kurtarmak gerekmekte ve bunu yapabilecek teslimiyetçi olmayan bir hükümeti iş başına getirmek, yurttaşlık görevimiz olmaktadır.


Yrd. Doç. Dr. İsmet Görgülü
Atatürkçü Düşünce Derneği



Bunları Unutmayın!

'Kürt Meselesi’ denilerek geldiğimiz aşamada hiç de iyi bir noktada olmadığımız meydandadır. Ne yazık ki, ‘Avrupa Birliği’ni bu ülkenin birliği ve bütünlüğünden daha önemli gören’ iktidarların bugüne kadar vermiş oldukları tavizler sebebiyle dış destekli Kürtçülük hareketi bir hayli mesafe almıştır. İktidar Partisi sözcülerinin söylemlerinden Kürtçü harekete daha başka yeni tavizler de verileceği anlaşılıyor.

Bilindiği gibi bu iktidar Kırmançi lehçesiyle yayın yapan TRT ŞEŞ’i televizyon yayın hayatımıza kazandırmıştır. Kürtçe televizyon gelecekteki ‘İki dilli’ bir devletin ilk adımlarıdır. Her ne kadar sayın Başbakan “Efendim, resmi dil Türkçe olacakmış, ikinci dil Kürtçe olacakmış. Yok böyle bir şey. Kim söyledi bunu? Yalan söylüyorsunuz yalan. Yok böyle bir şey” diyerek ‘İki dilliliğe’ gidildiği iddialarına şiddetle karşı çıkıyorsa da gidiş o doğrultudadır.

Adamlar resmen bu devletin bir ‘Türk-Kürt devleti’ olduğunun tescil edilmesini istiyorlar. Biz paranoya içinde filan değiliz. Burada sadece gerçeklerden söz ediyoruz; hayal aleminde yaşayanların bir türlü görmek istemedikleri gerçeklerden! Unutanlar için yeniden hatırlatalım: Geçenlerde DTP milletvekillerinin Irak’ın kuzeyindeki bir kampa yaptıkları ziyarette bakınız Şırnak milletvekili Sevahir Bayındır neler söylemiş:

“Yüz yıldır her Kürt, yaşadığı coğrafyada sürekli zulümle, inkarla karşı karşıya kaldı ama her zaman nurlu bir direniş sergiledi. Güney Kürdistan’da nasıl ki özgür bir Kürdistan varsa, kuzeyde de bu özgürlük bir gün olacaktır. Kuzey Kürdistan’da yüz yıldır mücadele veriliyor. Son 30 yıldır verilen mücadele sayesinde şu anda yaklaşık 100 belediye bizim yönetimimiz altında Bizim mücadelemizi tasfiye etmek istiyorlar ama başaramazlar. Halkımız derdinin ilacını bir doktor gibi biliyor. Halkımızın derdinin dermanı Öcalan’dır.”

Aynı geziye katılan Van milletvekili Özdal Üçer ise, ‘Yaşasın Kürdistan’ın birliği’ diyerek başladığı konuşmasına ‘Kuzey Kürdistan’da da Güney Kürdistan’da olduğu gibi özgürlük gelmezse, biz bu davadan asla vazgeçmeyiz. Ne yaparlarsa yapsınlar, Öcalan’ı ve dağdaki gerillayı bırakmayız.”

Dün “29 Mart seçimlerinde Kürdistan’ın haritasını belirledik” diyenler de bunlardı. Bu küstahlıklarına karşı hiçbir şey yapılmadığı için Diyarbakır’ın -APO tarafından tayin edilen- PKK’lı Belediye Başkanı Osman Baydemir de o sinkaflı sözleri söylemek cesaretini kendinde bulabilmiştir. PKK’nın ve yandaşlarının bu kadar azgınlaşmasının müsebbibi AKP iktidarıdır. Maalesef AKP iktidarında PKK meşruiyet kazanmıştır ki bunu bizzat bazı AKP milletvekilleri de doğrulamaktadırlar.

İşte, Malatya’daki bir öğrenci yurduna asılan Türk bayrağına karşı başlatılan densiz gösteriler de verilen bu tavizlerin bir sonucudur.

Malatya’da, Battalgazi Erkek Öğrenci yurdunda kalan bazı öğrencilerin, kaldıkları odanın penceresine Türk bayrağı asmalarına, -karşıt görüşlü- bir öğrenci grubu tepki göstermiş ve tartışmalar kavgaya dönüşmüş. ‘Karşıt görüşlü öğrenciler’ ‘Malatya faşistlere mezar olacak’ diye slogan atarak gösteri yapmışlar.

Türk bayrağının asılmasına karşı çıkan bu grup kendilerini görüntülemek isteyen basın mensuplarına da saldırmışlar. Basın, bu protestocuları özellikle ‘karşıt görüşlü öğrenciler’ olarak yansıtmaktadır. Her nedense bunların PKK sempatizanı oldukları gizlenmektedir.
Bu öğrenci yurdunun, II. Kolordu Komutanlığının hemen karşısında olduğunu da belirtelim!

Şu hainliğe bakar mısınız? Bu ülkenin topraklarında, Kredi ve Yurtlar Kurumu’na ait bir yurda asılan Türk Bayrağına tepki gösteriliyor ve indirilmesi isteniyor! Bu ne cürettir ve bu hainler bu cüreti kimden almaktadırlar?

Yakın zamana kadar yakalarında ampul rozeti taşıyan AKP’lilerin, AYYILDIZLI rozetler takmaya başlamalarından sonra bu ülkede böyle küstahlıkların artmaya başlaması düşündürücüdür.

İktidarın, PKK yandaşlarına gösterdiği müsamahadan cesaret alanlar olmadık yerde olmadık densizlikler sergiliyorlar. Yeni Meclis binasının açılışının yıldönümüne kim tarafından ve ne maksatla davet edildiğini anlayamadığımız Yönetmen Sinan Çetin’in, bir de kürsüye davet edilerek kendisine ‘bilinen’ düşüncelerini ifade imkânı verilmesi perişan halimizin resmidir.

Bu ‘büyük’ yönetmen, konuşmasında Meclis Başkanı’nın, Bakanların ve onca milletvekilinin önünde “Kendi ülkemizi, kendi insanlarımızı bombalıyoruz. Ölen çocukların üzerinde T.C. kimliği var” diyebilmiştir!

İşte ‘aydın’ dedikleri bunlar. Ülkenin tarihine ne kadar Fransız olursanız o kadar aydın oluyorsunuz! Türklüğe ne kadar küfrederseniz o kadar itibar görüyorsunuz!

Bre densiz! Sen nasıl bu devlete isyan ederek dağa çıkan, Mehmetçiğe kurşun sıkan haydutları ve canileri ‘TC kimliği taşıyan çocuklar’ diyerek aklamaya kalkarsın? Katillerle Mehmetçikleri nasıl aynı kefeye koyarsın?

Fakat biz yine de Sinan Çetin’e kızamıyoruz; çünkü bu zatın düşünceleri bellidir; bizim anlayamadığımız bu anayasa üzerine yemin edenlerin bu zihniyette insanlara bu fırsatları vermeleridir.
*

Gözümüz aydın olsun! İstanbul 2010 Dünya Kültür Başkenti ilan edildi! Bu ne büyük bir şeref bu millet için değil mi? Hayır değil! Şeref meref yok bu işte! Kandırılıyoruz o kadar! İşte böyle yalanlarla milleti oyalıyorlar. Avrupa Birliği –ucu açık- müzakere tarihi verdiğinde de güpegündüz Ankara’da Kızılay Meydanı’nda havaî fişekler atılarak kutlamalar yapılmıştı! Aynı kutlamaları daha önce 1995 yılında Gümrük Birliği Anlaşması imzalandığında da yapmıştık.

Prof. Ayhan Songar’ın Gümrük Birliği anlaşması imzalandığında zil takıp oynayanları uyarmaya çalıştığı bir yazısının başlığı şuydu: “Müjde, sonunda manda oluyoruz!”Uyandık mı? Uyanabildik mi? Ne gezer! Uyanmış olsaydık ‘Dünya Kültür Başkenti’ gibi masallara kendimizi kaptırır mıydık hiç?

Yılmaz Özdil, Hürriyet’te işin doğrusunu yazmış. Sadece yandaş medyayı takip edenler bu ödülün sadece İstanbul’a verildiğine inandırıldılar. Halbuki bu ödül İstanbul’a gelene kadar ismini bile duymadığınız bir sürü şehre bizden daha önce verilmiş ve bu sefer sadece İstanbul’a da değil bizden başka iki şehre daha verilmiş!

İstanbul’da bu nedenle olağanüstü gösteriler düzenlendi. Muhteşem bir havaî fişek gösterisi yapıldı. Kutlama programlarının bütçesi 8.5 milyon liraymış! Bu paralardan yandaşlara nasıl bol keseden dağıldığını yandaş olmayan basın yazdı. Tabiî sadece TRT’yi ve ma’lûm basını izleyen vatandaşlarımızın bunlardan haberdar olmaları mümkün değildir. İstanbul’un 7 ayrı noktasında pop konserleri verildi. Tarkan ve Nil Karaibrahimgil gibi ‘büyük’ sanatçılar yoz kültürümüzden örnekler verdiler. İstanbul demek ki bu kültürün başkenti olmuş! Bu gösterileri düzenleyenlere bizim bir de millî bir kültürümüz olduğunu hatırlatmak gerekmez mi?
*
Alçakça bir cinayete kurban giden Hrant Dink’in üçüncü ölüm yıldönümünde AGOS gazetesi önünde bir anma toplantısı düzenlendi. Bazı düşüncelerini hiç paylaşmadığımız Hrant Dink ölmeden önce bir televizyon kanalında yaptığı bir konuşmada Kürtçü geçinenlere önemli mesajlar vermişti. Onlara söylediği mealen şuydu: “Emperyalist devletler I.Dünya Harbi’nde Ermenileri kullandılar. Onlara inanan birçok Ermeni, devletine karşı ayaklandı. Sonra emperyalistler bir kenara çekilince bu topraklarda büyük acılar yaşandı. Şimdi Amerika aynı şeyi Kürtler üzerinde oynuyor. Amerika bu topraklardan çekip gittiğinde bu sefer de aynı acıları Kürtler yaşayacaktır!”

Hrant Dink emperyalist güçlerin oyunlarına alet olan Kürtçüleri uyarıyor ve onlara ‘akıllı olun, kendinizi kullandırmayın’ diyor. Peki, Hrant Dink’i anma toplantısına katılarak ‘Hepimiz Ermeni’yiz’ diye bağıranlar acaba Hrant Dink’i anlamışlar mıydı?

Bugün, sözde Gladyo’nun tasfiye edildiği ve ülkenin demokratikleşme yolunda ilerlediği masalına inanan bu insanların Abdi İpekçi’nin, Uğur Mumcu’nun, Ahmet Taner Kışlalı’nın ve Hrant Dink’in katillerinin aynı odak olduğunu hala daha fark edemediklerine kuşku yoktur. Onlara göre katiller ya ülkücüdür ya da dincidir. Halbuki katiller birer kukladan başka bir şey değildir! Peki, düşünün bakalım bu kuklacı acaba kimdir?

İsmail Şefik AYDIN
toplumsalhaber.com
En son Başkomutan tarafından Çrş Nis 28, 2010 15:22 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kez düzenlendi.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır

Beni hatırlayınız
Kullanıcı küçük betizi
Başkomutan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 2297
Kayıt: Pzt Eki 12, 2009 23:24

Re: Atatürk’ün Ermeni Konusuna Bakışı!… "Kürt meselesi"

İletigönderen Başkomutan » Pzt Şub 01, 2010 17:49

42 Eyalet, Avrupa ve Diğerleri

ABD'nin beşte dördünün yanı sıra dünyada 21 ülkede ve çeşitli bölgelerde 1915 olayları resmen "soykırım" olarak tanınıyor.

ABD Temsilciler Meclisi'nin Dış İlişkiler Komitesi 11 Ekim'de 1915'te Osmanlı Ermenilerinin katledilmesinin soykırım olarak benimsemesini isteyen 106 sayılı tasarıyı 21 "hayır"a karşı 27 "evet" oyu ile kabul etmişti.

Kimi ülkeler o dönemde Ermenilerin maruz kaldığı olayları hatırlatmak ve kınamak için sembolik kararlar çıkarırken diğerleri soykırımın inkarını cezalandıran yasalar yürürlüğe koydu. Örneğin Arjantin'de yıllar içinde olayları "soykırım" olarak tanıyan, Türkiye'nin tanımasını isteyen, Birleşmiş Milletlerin tanımasını talep eden, okullarda müfredata alınmasını içeren birden çok karar çıktı.

Her ne kadar henüz federal düzeyde bu tanım kullanılmasa da, Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) 50 eyaletten 42'si 1915-17 arasında yaşanan olayları resmen "soykırım" olarak tanıyor.

Özellikle 2002'den sonra birçok ülkenin parlamentosundan yaşananları "soykırım" olarak tanıyan kararlar geçti.

Şu ana kadar bu tür kararlar alan ülkeler şöyle:

Uruguay 1965, 2004, 2005 olmak üzere üç kez Ermeni soykırımı iddialarını kabul etti.

Kıbrıs Rum Kesimi 1982 yılında soykırım iddialarını kabul etti.

Arjantin Ermeni soykırımını tanıma tasarısı 1993, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007'de gündeme geldi ve hepsinde de kabul edildi.

Rusya önce 1995'te sonra da 2005'de soykırımı kabul etti.

Kanada 1996, 2000 ve 2004'te gündeme geldi ve her üçünde de kabul edildi.

Yunanistan 1996'ta soykırımı tanıdı.

Lübnan 1997 ve 2000'de soykırımı tanıdı.

Belçika 1998'de tanıdı.

İtalya 2000'de Ermenilere yönelik soykırım yapıldığını kabul etti.

Vatikan İtalya ile aynı yıl 2000'de kabul etti.

Fransa 2001'de Ermeni soykırımını tanıdı.

İsviçre soykırım iddialarını 2003'te kabul etti.

Slovakya 2004'te tanıdı.

Hollanda 2004'te

Polonya 2005'te

Almanya 2005'te

Venezuella 2005'te

Litvanya 2005'te

Şili 2007'de kabul etti.

Parlamento kararı dışında bir şekilde 1915 olaylarını "soykırım" olarak niteleyen İsveç, Avusturya ve Ermenistan'ın yanı sıra Alman parlamentosu 2005'te "I. Dünya Savaşı öncesinde şiddet ve tehcire maruz kalan ve Ermenileri anan" bir karar çıkardı ve kendisi soykırım tanımını kullanmasa da "bazı bağımsız tarihçilerin, kurumların ve parlamentoların bu olayları soykırım olarak nitelediğini" söyledi.

Brezilya, Avustralya, İspanya...

Federal hükümetin yanı sıra Kanada'nın Quebec ve Onatario eyaletleri de olayları "soykırım" olarak tanıdı. Avustralya'nın New South Wales eyalet parlamentosu da olayları "soykırım" olarak tanıyarak 1997'de kınadı.

Fransa'nın 2006'da çıkardığı yasa "Ermeni soykırımı"nı reddetmeyi hapis ve para ile cezalandırıyor. Yine 2006'da milliyetçi Ataka partisinin getirdiği tasarı Bulgaristan parlamentosunda Türk milletvekillerinin tepkisi üzerine reddedildi.

Brezilya'da Ceara ve Sao Paolo eyaletlerinde "soykırım" tanımı kabul edildi. 20 Nisan 2007'de Bask Parlamentosu da benzer bir tasarıyı geçirdi.
Bu ülkelerinin dışında pekçok eyaletler Ermeni tehcirini soykırım olarak tanımlamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde, 42 eyalet Ermeni Soykırımı'nın olduğunu kabul ediyorlar.

Soykırım olarak tanımlayan ABD eyaletleri: Alaska, Arizona, Arkansas, Colorado,
Connecticut, Delaware, Florida, Georgia, Güney Karolina, Idaho, Illinois, Kansas, Kentucky, Kuzey Dakota, Kuzey Karolina, Kaliforniya, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Missouri, Minnesota, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pensilvanya, Rhode Island, Tennessee, Utah, Washington, Vermont, Virjinya, Wisconsin

Son olarak Sözde Ermeni Soykırımını kabul eden eyalet TBMM'de konuşabilen ABD Başkanı Obama'nın doğduğu Hawaii eyaleti oldu...

Hawaii, “soykırımı” tanıyan ABD’nin 42. eyaleti. Hawaii Temsiciler Meclisi, oy birliği ile “soykırım”ı tanıyan bir karar benimsedi. Ermenistan Devlet Radyosu’na göre, kararda “soykırım suçu” kınanırken, “24 Nisan 1915, Ermeni Soykırımı’nın Anma Günü” olarak ilan ediliyor.“

Alkışlar Amerika Başkanını dinleyebilen, alkışlayan Avrupa Birliğini öven siyasilere ve aydın olduğunu zannedenlere...

Eray Alp / Toplumsal Haber
Toplumsal Haber


Soykırım tezgahı!
Türkiye’yi zora sokma planına İngiltere güdümlü Galler de dahil oldu


GALLER Başbakanı Carwyn Jones, “Ermeni soykırımı”nı tanıdığını açıkladı. Şimdiye kadar soykırımı resmen tanımamış olan Londra’yla ters düşmüş görünen Galler’in İngiltere Başbakanı Gordon Brown gibi İşçi Partisi mensubu olması, karar üzerinde ciddi şüpheler uyandırdı.


Galler’den Ermeni yalanına tam destek

Birleşik Kraliyet’in Galler bölgesi Başbakanı Carwyn Jones’un, Ermeni yalanlarına destek verdiği bildirildi. Böylece, Galler, şimdiye kadar soykırımı tanımayan Londra’ya ters düşmüş oldu. PanArmenian’a göre, Galler’in yeni Başbakanı Jones, Holokost’u Anma Günü’nde sözde Ermeni soykırımını açık bir biçimde tanıdı. Haberde, 24 Nisan 2001’de dönemin Galler Başbakanı Rhodi Morgan’ın, soykırım anısına çelenk koyduğu anımsatıldı.

Parlamento da tanımıştı

Haberde “Carwyn Jones, Birleşik Kraliyet Başbakanı Gordon Brown gibi İşçi Partisi üyesidir ve İşçi Partisi’nde meydana gelen bu çatlak arkasında Gordon, daha çok baskı altında olacak. Bu tanıma aynı zamanda, Türkiye’nin ret politikasını ne pahasına olursa olsun destekleme politikasının mimarı olan Dışişleri Bakanlığı’nda şok dalgalarını yarattı” yorumu yapıldı. PanArmenian ayrıca, Galler Ulusal Parlamentosu’nca da 2002 yılında soykırım yalanını tanıdığını anımsattığı haberde “Şimdiye kadar 20 ülke ve 44 ABD eyaleti, 1915 yılındaki olayları ” soykırım “ olarak tanıdığına da dikkat çekti.

Yeniçağ




Cumhuriyet’e karşı Ermeni-Kürt
işbirliğinin içyüzü


Biz aynı dava için çalışan iki toplumuz.Ermenistan ve Kürdistan'ın, yani ülkemizin kurtuluşu için savaşıyoruz. Planlarımız gerek Türk, gerekse Kürt kardeşlerimizle el ele mücadelemize devam etmektir.

Terör örgütü ASALA’nın lideri
Agop Agopyan


“Zayıf ve saf milletleri siyasi bir silah gibi kullanmak, asırlardan beri kuvvetli hükümetlerin takip ettiği bir usuldür. Bunun en çok ve en parlak misalleri Türkiye’de görülür. Bir vakitler Arnavutlar; Avusturya ve İtalya elinde kör bir balta gibi işledi, fakat o kadar çok işledi, o kadar sert şeylere çarpıldı ki nihayet kırıldı. Sonra Araplar, bunlar da yine iki devletin elinde aynı hizmeti gördüler ve aynı akıbete uğradılar. Şimdi düştükleri uçurumdan ancak iniltilerini duyuyoruz.”

Taşnak-Hoybun: İleri Yayınları’ndan çıkan bu son kitap, emperyalizmin, kirli çıkarlarını gerçekleştirmek için oynadığı oyunları, kurbanlarını nasıl ağına düşürdüğünü, Batı’nın gerçek yüzünü anlatan bir başyapıt.

Bir solukta okunacak bu kitap ile emperyalizmin, tarihte hiçbir zaman var olmayan bir ulusu, emperyalizme hizmet için nasıl yarattığına tanık olacaksınız.

Taşnak-Hoybun’un doğuşu

Siyaset bir fert için bir milleti mahvedecek kadar merhametsizdir. Maksat Türkiye’yi zayıf düşürmek ve Türkiye’den ayırdıkları milletlerin lokmasına ortak olmaktı. Ortak olmak değil, lokmalarını başkalarına da peşkeş çektiler. Fakat Türkiye’yi zayıf düşüremediler, bilakis akideleri bozulmuş unsurlardan sıyrılarak daha kuvvetli bir vaziyet aldı. O halde Türkleri uğraştıracak yeni bir unsur, yeni bir kurban lazımdı. Bu mahiyette üç kuvvet bulabildiler. Ermeniler, Kürtler ve Türk hainleri. Bu üç unsuru birleştirerek kuvvetli bir taciz aleti yapmak için senelerce uğraştılar.

Türkiye’de Türk ile Kürt arasında yalnız bir kelime farkı olup tarih, din, adet ve kardeşlik itibarıyla birini diğerinden ayırmak güç olduğu için muvaffak olamadılar. Türk hainleri ise her yerde ve her vaziyette yine hain kalmış, bazen Ermenileri, bazen ecnebileri ve ekseriye de yekdiğerlerini kandırıp dolandırarak bir işe yaramayacaklarını göstermiş olduklarından, bunlardan sarfınazar edilmiştir. Elde yalnız Ermeniler kalıyordu. Bunlar filhakika Osmanlılığın son devrelerinde keskin bir siyaset baltası olmuşlardı.

Makedonyalıları Büyük Bulgaristan, Rumları Büyük Yunanistan oltasıyla avlayanlar, bunları da Büyük Ermenistan ağına düşürmüşlerdi. Büyük harbin darbeleriyle sersemlemiş olan bu unsurun karşısında tekrar aynı lokmayı tutmak, onların iştahını harekete getirebilecekti. Fakat Ermeniler zeki ve tecrübeli adamlardı, zaman ve şeklin değişmiş olduğunu ve eski tasavvurun tahakkukuna imkan kalmadığını görüyorlardı. Esasen “Büyük Ermenistan” gayesini ilk defa ortaya atanlar Taşnak-Sutyunlar olduğu için onlar bu yeni tahriklere derhal bir uyanışla cevap verdiler. Ancak Ramgavar ve Hınçak gibi ağırbaşlı ve doğru düşünen diğer Ermeni fırkaları sergüzeşt siyasetinden ayrıldılar. Onlar Ermenileri ezdirmek değil, çalıştırarak yükseltmek programını kabul ettiler. Bunlar Ermenilerin ekseriyetini teşkil ediyorlardı.

Taşnaklar yalnız başına Türkiye üzerinde bir tesir yapacak kuvvette değildir. Ecnebi servisleri için yapacak bir tek çare vardı: Taşnaklarla Türkiye haricindeki Kürtleri birleştirmek ve bunun için de büyük harpte “Wilson Prensipleri” diye ortaya atılmış olan yıkıcı propagandadan istifade etmek. Ve öyle yaptılar: Türkiye’den kaçan ve hangi milletten oldukları belli olmayan birkaç serseriyi Kürt mümessili diye satın alarak “Müstakil Kürdistan” sakızını ağızlarına verdiler.

İngilizler Kürtlerin bir iş göremeyeceğini anlayınca, bunları Ermeni Taşnak komitasıyla birleştirmeyi düşündüler. Ermeniler teşkilat, fen ve propaganda hususlarını temin edecek Kürtler de bunların elinde bir alet kullanılacaktı.

Türklere karşı yapılacak mücadelede Ermeni kanı ve Ermeni parası dökülmedikçe Hınçak ve Ramgavar gibi muhalif fırkalardan da yardım görmek ve Ermeni davasını Kürtlerle kazanmak Taşnak siyasetine pek uygun geliyordu. Alelhusus teşekkül edecek büyük Ermenistan’ın içinde kalacak olan Kürtler şimdiden ne kadar kırılır ve ne kadar zayıflarsa Ermeniler için o kadar faydalı idi. Bir taşla birkaç kuş vuracaklarını anlayan Taşnaklar İngiliz davetini büyük bir heyecanla kabul ettiler.

Teşkil edilecek cemiyetin isminin Kürtçe olması hem Kürtleri okşamak ve hem de asıl maksadı saklamak noktai nazarından muvafık görülmüştü. Halbuki Ermenileri de okşamak ve Ermeni gayesini kaybetmemek lazımdı. Taşnakların ilk teşekkülü zamanından beri aralarında milli bir tabir gibi Hoybun yani “Ermeni yurdu” tabirini aldılar. Kürtçe “istiklal” manasında bir kelime mevcut olmadığından “benlik” manasına gelen “Hoybun”u tevil ederek ve “Hoybon”un imlasını hafifçe değiştirerek kabul ettiler.

Bu suretle temeli ve iskeleti Taşnaklardan, ruhu İngilizlerden ve eti Kürtlerden ibaret olan bu cemiyete “Hoybun” dediler.

Ağrı Dağı'nı şakilere nasıl mezar yaptık

Resim

Kürtler kimdir?

Tarihin ilk devrelerinde Suriye’nin yüksek dağlarında “Gutus” adını taşıyan bir halk otururdu.

Ninva’nın sükutundan sonra bu kabile Midyalılarla karıştı. Bu sıralarda nereden geldikleri belli olmayan bir çok ari kabileler Gutusların mıntıkasına gelip yerleşiyorlardı. Son keşfiyatta bunların İskandinavya’dan geldikleri anlaşılmaktadır.

Kitabın yegane doğru olan kısmı Kürtlerin cesur, misafirperver temiz yürekli oldukları sözlerdir. Kürtlerin Arilerle birleştiğini söyleyen kitap, Kürtleri Türklerden ayırmak isterken bilmeyerek Kürtlerin halis Türk olduğunu ispat etmiştir.

Kürtlerin Türklerden farkı şudur ki; onlar daima dağları sevmiş, dağlarda yaşamış olduklarından cemiyet hayatından uzak kalmışlardır. Dağlar bunlarda iptidai evsafın hala yaşamasına sebep olmuştur. Her söze inanır, silah, itikat, muharebe telkinlerini derhal kabul ederler.

Şimdi biraz da hakiki tarihi ve bitaraf tarihçileri dinleyelim. Ansiklopedi Britanicca’dan:

“Kürtlerin asılları henüz doğru bir surette tayin edilmemiştir. Fakat milattan evvel on binler rücat ederken Van havalisinde Karduçilere tesadüf etmişlerdir. Bu havalide daha evvel Turani Gotolar mevcuttu. Asuriler bunlara Kadro derlerdi.”

Lord Kurzon’un kitabından:

“Nasturi ve Ermenilerden sonra İranlıların ırsi düşmanı olan Kürtlerden bahsetmek tabii ve münasip olur. Seciye, ırk ve din itibariyle tamamen yabancı olan bu üç kavmin yekdiğerine bu kadar yakın olarak yerleşmiş olmaları garip bir tecellidir.

Seyyahların kitap unvanı olarak kullandıkları “Kürdistan” ismi Kürtlerin sakin bulundukları yerler için coğrafi bir tabir olmaktan fazla bir şey değildir. Bu isimde tabii ve siyasi bir hudut yoktur. Kürtlerin büyük bir kısmı İran dahilindedir.

Kürtlerin aslı, geniş ve meşkuk bir meseledir. Kürtlerin İran veya Turan neslinden olup olmadıkları, Midyalıların veya Parsiyanların ahfadından olup olmadıkları, Hititlerle Akadiyanlar o mıntıkalarda hakim oldukları zaman Asuriyye şimalindeki dağlarda bulunan “Minva”lıların sükutundan sonra arilerin muhacereti dolayısıyla bunlarla birleşip arileşerek “Gordo” veya “Goto”ları vücuda getirip getirmedikleri şimdiye kadar halledilememiş bir meseledir.

Moris Wagner’den:

“Erivan’da Ermeni mektebi müdürü olan Ebuvyan, Kürtlerin Helaguhan’e mensup ve Moğol Tatarlarından olduğunu iddia ediyor.

Yarı çoban, yarı haydut olan Kürtler yüksek tepelerde yaşarlar. Kurtlar gibi yolculara ve kervanlara saldırırlar. Sıkıştıkları zaman Ağrı Dağı’ndan diğer hudutlara kaçarlar.

Kürtlerde her şey muhtelif milletlerin kanlarıyla kuvvetli bir surette ihtilal ettiklerini gösterir. Kürtlerin kısmı azami Şafidir. Bunlar Hıristiyanlardan ziyade Şiilere düşmandırlar. Kürtler para mukabilinde de harp ederler.”

Tarihçi “Camciyan” da aynı iddiadadır:

Kürt ismi esasen Türkçe “Kurt” kelimesinden ibaret olup kudretli ve becerikli manasına bu kabileye verilmiş ve o zamanlar ‘Gurt’ şeklinde kabul edilmişti.

Yalnız şimali şarki Kürtleri kendilerine “Gurmançe” unvanını vermişlerdi.

Kürtlerin Atlas Dağları kabileleri gibi karışık bir kütle olduğunu, lisanlarının Arap, Acem ve Türk lisanlarından mürekkep olması da ispat eder.

Kürt lisanı

Kürtlerden yegane kitap yazan Şeref Şemsettin Han, Şerefnamesi’ni Kürtçe yazmak istediği halde kelime bulamadığından ve kendisi İran’da tahsil etmiş olduğundan Farisi lisanıyla kaleme almıştır.

Filhakika Kürt lisanı tetkik edilince şu hakikate varılır.

Kürtçenin;

3.000 halis Türk kelimesi
2.000 Türkçeleşmiş Arapça kelimeler
1.240 Zint
1.030 Türkçeleşmiş Farisi
370 eski Pehlevi
300 Kürtçe
220 Ermenice
108 Gildani
200 Gürci
60 Çerkes
Toplam 8528

İngiliz ansiklopedisi diyor ki: “Kurmança denilen Kürt lisanı şimalde Gildani ve cenupta Turani lisanlarla karışıktır. Dağlılarda hususi lehçelere de tesadüf edilir. Mesela “Zeza” ve “Kurat”ların dilini Kurmançolar anlamaz.”

Lisan bir milletin aslını gösteren en büyük vesikadır. Mesela Kürtçe “gel” manasına olan “vara” Anadolu’nun hemen bütün köylerinde “var” yahut “varıver” diye kullanılan “varmak” mastarından alınmış bir kelimedir. “Here” Kürtçe “git” demektir. Bu da bizim “yürümek” mastarından “yürü”nün dağlıların ağzından çıkan sestir.

Bizim lisan mütehassısları Kürtçe’yi tetkik ederlerse her halde Türklüğe doğru ecnebilerden daha çok hakikatler bulacaklardır.”

Emperyalizmin Türkiye üzerindeki oyunları

11 Teşrinievvel 1930 tarihli Alman gazetesi Glarus Zeitung yazdığı uzun bir makalede şu maddeleri zikrediyor:

1- Kürtler İngiliz memurları tarafından teşvik ve para ile, silah ile, ümitlerle techiz edildiler.
2- İngiliz hariciyesinin direktifleri mucibince hemen bütün İngiliz matbuatı Akvam Cemiyeti’nin müdahalesini istediler.
3- İranlılar harekatın mukaddimesinde çok yardımlar ve kolaylıklar gösterdiler.
4- İngilizlerin Kürt harekatından bekledikleri şu idi:
a) Türkiye ile Rusya arasına bir “Eta tampon” sokarak Bolşevikleri tecrid etmek,
b) Küçük ve devamlı muharebelerle Türkiye’yi iktisaden zayıf tutmak,
c) Türkiye’yi her hususta mukavemetsiz bırakarak harpten evvelki borçların tasviyesi hususunda uysal bir hale getirmek, İngiltere ile uyuşmanın daha ucuza çıkacağına Türk hükümetini inandırmak.
5- İngiltere’nin harici siyasetinde Asya petrolleri birinci derecede bir mevki tutarlar. Bütün şark havalisindeki petrollerin kendi ellerinde bulunması için hiçbir teşebbüs ve faaliyetten geri durmazlar. Nitekim Musul meselesinde de yine Kürtlerin milli ve dini taassuplarını kabartarak istifade ettiler. Firari Türk zabitleri de İngilizlerin bu faaliyetlerinde kolaylık amili oldular.
6- Kürtlere Hoçkiz mitralyozları ve yeni İngiliz tüfekleri verdiler. Zavallı Kürtleri ateşe sürerek kendi hesaplarına Kürt kanı döktürdüler.


21 Teşrinievvel 1930 tarihli Fetelarap’ta “Kürtler ezildiler, onları ateşe sürenler için ister Türkler ezilsin, ister Kürtler netice birdir. Onlar aynı din ve aynı millet efradının birbirini öldürmesini isterler.” Nitekim Kürtlerin Ağrı’da perişan olduğunu en evvel dünyaya müjdeleyen İngiliz ajansı Reuter oldu. Türkler bu muvaffakiyetleri ile iftihar etmezler. Çünkü ezilen yine kendi kardeşleridir. Kürtler iyi bir ders aldılar, gördüler ki ecnebi vaatleri bir yere kadar gelir ve felaket baş gösterince ortada kurbanlardan başka kimse kalmaz.

Bu harekatta Ermenilerin mühim roller oynadıkları meydandadır. Kürtlerin bunları nasıl olup da aralarına aldıkları şaşılacak bir şeydir. Onlar geride durarak saf dağlıları ezdirir ve sonra mezarları üstünde dans ederler. Bize bir kuvvet lazımsa bunu ecnebilerde değil kendi aramızda bulmalıyız. Mesela bir “Şarklılar İtilafı - Şark Akvamı Cemiyeti” yapmalıyız. Ermeniler daima garbın elinde oyuncak olmuştur. Bunları aramıza almamalıyız. Kürtler unutmamalıdır ki şerefli ve mefahirle dolu Türk tarihinden ayrılarak ecnebi boyunduruğuna girmek çok feci bir gaflet olur.

13 Kanunievvel tarihli Ermenice Yeridasart-Hayastan:

“Haricin parmağıyla hareket eden Kürtlere asla yardım edemeyiz. Muhtelif menbaalardan teyit edildiğine göre son Kürt hareketi İngilizlerin parmağı ile hazırlanmıştır.

İngilizler Musul’dan Ararat Dağı’na kadar geniş bir araziyi Kürtlere vaat ederken, Taşnaklar da Akdeniz’den Karadeniz’e kadar büyük bir Ermenistan teşkiline çalışıyorlar. Kürtler bizden yardım görebilmek için evvela ecnebi aleti olmaktan çıkmalıdırlar. Bu günkü şekilde Kürtlerle teşriki mesai edenleri şiddetle tenkit ve itham edeceğiz.”

Bize göre Kürtler

Bizce Kürtler tamamen aridir. Yani ırken bizden oldukları gibi din, yurt, lisan ve adet itibariyle de Türk’türler. Bulundukları mıntıka onların yaşayış tarzını bizden ayırmıştır. Yukarıdaki misaller de gösteriyor ki bu yaşayış tarzından dolayı yine kendilerine Gurd ve bizim şivemizce Kürt denmiştir. Laz gibi, Zeybek gibi, Azeri, Türkmen gibi isimler nasıl halis Türklerin mıntıka ve yaşayış tarzına göre teammüm etmiş unvanlar ise Kürt tabiri de bundan başka bir şey değildir. 2000 seneden beri Türk yurdunda Türk kanıyla büyümüş bir kütlede artık başka bir kan aranır mı!

Kürtlerin bazen diğer Türk vilayetleri gibi yarı müstakil idare olundukları vakidir. Osmanlı sultanlarının bunlardan ayrıca alaylar teşkil ettikleri henüz hatırlardadır. Kürt vakaları onların dağ hayatına alışmış olmalarından ve idare altına girmek istememelerinden ileri gelmektedir. Bu hal başka memleketlerde de ve mesela Yunanistan’da asırlarca devam etmiştir. Klefteler, Palikaryalar, Roma’da Garibaldiler şehirler üzerine mütemadiyen tecavüz etmiş, hükümet kuvvetlerine karşı gelmişlerdir. Bunda milliyet ve idare tesiri aranmaz, buna eşkıyalık derler ve her yerde hâlâ mevcuttur. İzmir mıntıkasında senelerce yaşamış ve mühim vak’alar ihdas etmiş olan Çakırcalı Çetesi de buna bir misaldir.

Ağrı başkaldırmasından sonra emperyalist propagandalar

Ağrı harekatı kat’i bir tediple bitmiştir. Kürtler kendilerini teşvik edenlerin kaçtığını görerek uyanmış, bir kısmı hükümetimize iltica etmiş, diğerleri de eski dostları aleyhine silaha sarılmıştır. İran’da, Irak’ta ve hatta Suriye’de yerli kuvvetlerle her gün çarpışıyorlar. İran’da Simko ve Celaliler meselesi, Irak’ta Kürtlerin kıyamı ve Suriye’de güya bizim taraftan geçen çetelerin tecavüzleri hep Ağrı Dağı dersinin neticeleridir.

Taşnaklar artık ne Ermeniler arasında ve ne de Kürtlere karşı tutunacak vaziyette bulunmadıklarından muhtelif gruplara ayrılmış, intizamsız bir şekil almışlardır.

Akıbetlerinden korkmaya başlamış olan Taşnak ve Kürt bozuntuları bütün kuvvetlerini propagandaya vermişler ve eski teşvikçilerin yardımı ile bugünkü vaziyeti örtmek için yine ötede beride teşkilat yapmaya başlamışlardır.

Espirini isminde Yunan gazetesinden:

“Kürtler Ararat’ı tahkim ediyorlar. Mayısta tekrar harekata başlayacaklar. Şimdiki sükunet oralarda 4-5 metre boyundaki kardan ileri gelmektedir. Buna rağmen Miralay Bret kumandasındaki Kürt müfrezesi Urfa’yı basarak Fırka Kumandanı Suphi Paşa ile maiyetinden 5 zabiti kesmişlerdir. Baskın on gün sonra tekrar edilmiş ve Türkler Urfa’yı terk etmişlerdir. Türklerin zayiatı şimdiye kadar 50.000 kişidir. Buna mukabil Türkler de 500 Kürt köyü yakmışlardır. Yeni harekat için Bedirhan’ın torunları Amerika’da iane topluyorlar.

Son zamanlarda hududa külliyetli silah ve mühimmat gönderilmiştir.

Kürt komitası Taşnak komitasıyla ve civardaki ‘Ari’ ırklarla uzlaşmış olup ‘Ari Milletler Federasyonu’ namı altında toplanacaklardır.”

Şu birkaç satırdan pekala anlaşılıyor ki malum bir ecnebi servisi bu mevzuu birkaç kısma ayırarak propaganda yapmak üzere Yunanistan’daki ajanına vermiş. O da hepsini birden küçük bir fıkraya sıkıştırarak Espirini gazetesine bastırmıştır. Propagandanın esası hakikaten tefrik edilmemesidir. Halbuki burada bir tek kelime bile hakikate yaklaşmaz. Mesela:

1- Ağrı’daki zayiatımız bu rakamların binde biri kadar da değildir.
2- Ağrı tedip hareketi o kadar şedit olmuş ve o kadar kat’i tedbirler alınmıştır ki artık tekerrürüne imkan yoktur.
3- 300 şakinin tekrar taarruz ettiği hakkında bütün Avrupa ve Amerika matbuatına dağıtılan haberin aslı şudur: 50 ve bir rivayete göre 80 kadar İranlı bir çete Ağrı’ya çok uzak bir hudut köyüne gelerek koyun sürüsünü almışlar ve götürürken hudut süvarileri tarafından çevrilmişlerdir. Kürtler bir dere içinde sıkıştırılmış olduğundan hemen hiç biri kurtulmamıştır. Ellerinde bulunan bir ağır makineli tüfek süvarilerimiz tarafından alınmıştır. Yalnız koyunları süren çobanlar daha evvel hududu geçmiş oldukları için bizim tarafta ele geçmiş iseler de öbür tarafta İran hudut kıtası tarafından yakalanmış ve koyunlar istirdat olunmuştur.
4- 500 Kürt köyünün yakılması ve bir çok Kürt’ün Van Gölü’ne atılması masalı da büyük harpten sonra Taşnakların yaptığı propagandanın aynıdır. Onlar da bir buçuk milyon Ermeninin kesildiği ve Fırat Nehri’ne atıldığı hikayesini çıkarmışlardı. Harekatın vuku bulduğu yerlerde ancak Kürt çadırları ve Kürt kulübeleri vardır. Bunlar da Ağrı haydutları tarafından kendilerine iltihak etmedikleri için tahrip edilmiştir.
5- Bret isimde bir miralay, ne Kürtlerde ne de Ermenilerde yoktur.


Suphi Paşa şimdi Ankara’dadır. Bir sene evvel Urfa’da bulunmuşsa da Ağrı harekatından evvel infikak etmiştir.

Yavuz Selim / TÜRKSOLU




ERMENİ - KÜRT KARTI

Sözde Ermeni meselesi 1974-84 ASALA terör örgütünün cinayetleri ile basladı. Diplomatlarımız öldürüldü, koruyamadık onları. Acı çeken biz olduk ama bu trajediyi dünya siyasetine çeken Ermeniler oldu, soykırım kelimesi medya günlügüne kadar düstü...

Sözde Kürt meselesi 1984-1993 PKK terör örgütünün cinayetleri ile basladı. Askerimiz, polisimiz, vatandaslarımız öldürüldü, onları da koruyamadık. Yine acı çeken biz olduk ve bu trajediyi dünya siyasetine çeken ise ABD oldu, AB oldu, Iraklı vatandasların Saddam dramı medya günlügüne sözde bir Kürt meselesi olarak düstü.

Ermeni-Kürt kartıni oynayan kim; Avrupa, yani Bizans’in çocukları.

Geriye dönüp bir bakınız 1. Dünya Savaşına; yenildik, iki milyon kilometre kare toprak kaybettik, 1918’de ateş kes yaptık ama durmadılar, aynı yıl İstanbul’u, sonraki yıl Izmir’i işgal ettiler. Yürekleri, bin yil önceki Malazgirt savasındaki yenilginin öfkesiyle öylesine doluydu ki, ta Polatlı’ya kadar geldiler, yaktılar, yıktılar.

Kabul etmediğimiz, 1920 Sevr anlaşmasıyla Doğu bölgemizi Ermenistan ve Kürdistan diye bölmeye kalktılar, kalan toprak ise onlara göre zaten Bizans’tı yani antik Bizans. Ama başaramadılar ve gerisin geriye döndüler.

Şimdi bu sinsi planın 21.yüzyıl versiyonu ile karşı karşıyayız; yine Ermeni davası, yine Kürt davası, amaçları batıya uzanmış son Türk devletini bölmek, parçalamak ve yok etmek.

Eskisi gibi top tüfek yok, silahlı işgal yok, AB var, AB desteğinde Ermenistan var, ABD desteğinde Barzani var. Bize tuzak kuruyorlar ve bu tuzak tıkır tıkır işliyor, dur diyen yok, tuzağı bozan yok.

Şimdi ise sözde bazı aydınlarımız çıkmıs, imza topluyorlarmış Ermenilerden özür dilemek için. Neden özür dileyeceklermiş; Türkler soykırım yapmışmış.

Cumhurbaşkanı Gül de demişti, “Kürtlere karşı haksızlık yaptık” diyerek bir nevi özür dilemişti.

Başbakan Erdoğan da yirmi beş yıldır süregelen PKK cinayetlerini görmezden gelerek, “Bu bir Kürt sorunu, benim sorunum çözeceğim”, demisti.

Neler oluyor bizim ülkemizde, nedir bu Türklük onurunu ve gururunu asağılayan tavırlar, Türk’ün düşmanı kim?

Eğer ki Avrupa Anadolu’yu hala Bizans olarak görüyorsa görsün; doğrudur, 1071 Malazgirt Savaşıyla geldik biz Anadolu’ya ama her karış toprağını şehit kanlarıyla sulayarak geldik, gezmek için değil, geri dönmek için değil.

Bin yılı aşkın bir zamandır bu topraklarda yaşıyorsak eğer, Mısır çöllerinde Yemen ellerinde verdigimiz milyonlarca şehidin kanları pahasınadır.

Hala bu topraklar bizim diyorsak eğer, Çanakkale’de yatan 250 bin şehidin, Allah-u Ekber Dağlarindaki 90 bin şehidin sayesindedir.

Biz bu toprakları Avrupa’dan ya da ABD’den para ile satın almadık, kimse bize hibe etmedi bu toprakları, her karışında bir şehit yatıyor. Bin yıldır can veriyoruz bu topraklar için, bu topraklar bizim.

Fransız Cumhurbaşkanı biz Bizans’in çocuklarıyız diyormuş, desin. ABD Başkanı Haçlı seferleri basladı diyormuş, desin. Biz de Alpaslanların, Fatihlerin,Yıldırımların, Mustafa Kemallerin çocuklarıyız.

Bu tarih yeniden yazılacaksa eğer, bir daha yazarız bu tarihi kanlarımızla ama bir karıs toprağımızı da kimseye vermeyiz.

Biz tarihimizi biliriz, tarih de bizi bilir. Biz, Orta Asya’dan gelen Türk dünyasının batıya uzanmış son Türk devletiyiz ve dünya durdukça öyle kalacağız, bunun aksini düşünmeye de kimse kalkmasın...

Erdal Sarızeybek / Askerhaber.com




Prof. Ahmet Buran, “dil meselesinde” dağdaki militanlarla, siyasal Kürtçülere kulak verildiğini söyledi:

“KÜRTÇE, TÜRKİYE’NİN BABİL’İ OLACAK”

Fırat Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Buran, bilgi, belge ve gerçekler ortada olduğu halde, Ankara’nın bunlara değil, dağdaki militan ve siyasal Kürtçülere kulak vermesiyle, “Kürtçe”nin Türkiye’nin en önemli meselesi haline getirildiğini söyledi. Doğal ve tarihi süreçte oluşmayan, PKK’nın başaramadığı ve başaramayacağı şeylerin devlet tarafından başarıldığını vurgulayan Prof. Dr. Buran, “Kürtçe” ayrışmasını, Babil’e benzetti. Prof. Dr. Buran, “Bu, Türk toplumu için hayırlı bir iş değil. Farklı dilleri yaygınlaştırmak, bizi birbirimizi anlamaz ve birbiriyle uğraşır hale getirir. Biz birbirimizle uğraşınca, Avrupa’yla uğraşmayı bırakacağız, galiba istenen de bu” dedi.

Ocakbaşı Sohbeti’nin bu haftaki konuğu Fırat Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Buran’dı. “Türkiye’de Dil Meselesi”ni tüm boyutlarıyla masaya yatıran Prof. Buran, bunun ülke gündemini işgâl eden çok önemli, çok yönlü, ulusal ve uluslararası boyutlu bir konu olduğunu belirtti. Prof. Buran, dil meselesini, “Türkiye’de konuşulan diller, Türkçe dışındaki dillerin eğitim dili yapılmasının AB süreciyle ilgisi, Kürtlerin tarihi ve coğrafik kökeni, Kürtçenin yapısı, Kürtleşen Türkler” başlıkları altında detaylandırdı.

NÜFUS SAYIMLARI NE DİYOR?

İlk olarak Türkiye’de konuşulan dilleri anlatan Prof. Buran, 1935-1965 yılları arasında yapılan nüfus sayımlarında vatandaşlara ana dillerinin de sorulduğunu hatırlatarak, bu sayımlardan çıkan sonuçları şöyle aktardı:

Ana Diller

Abazaca
Acemce
Arapça
Arnavutça
Boşnakça
Bulgarca
Çerkezce
Ermenice
Gürcüce
İspanyolc
Kürtçe
Lazca
Pomakça
Rumca
Yahudice
Zazaca

1935

10 bin 99
2 bin 53
153 bin 687
22 bin 754
24 bin 613
18 bin 245
91 bin 972
57 bin 599
57 bin 325
14 bin 242
1 milyon 480 bin 246
63 bin 253
32 bin 213
108 bin 725
42 bin 607
sorulmamış

1965

4 bin 563
948
365 bin 340
12 bin 832
17 bin 627
4 bin 88
58 bin 339
33 bin 94
34 bin 330
2 bin 791
2 milyon 219 bin 502
26 bin 7
23 bin 138
48 bin 96
9 bin 981
150 bin 644

KAYSERİ’DEN ÖTESİ KÜRTÇE DEĞİL

Bu tablodan da görüldüğü gibi 1965 sayım sonuçlarına göre, Türkiye’nin toplam nüfusunun sadece yüzde 7’sinin ana dilinin Kürtçe olduğunu belirten Prof. Buran, Doğu ve Güneydoğu’da Kürtçenin kullanım oranlarını da aktardı. 1936 sayımında, her iki bölgemizde ana dil için yüzde 47.5 Türkçe, yüzde 47.2 Kürtçe sonucunun çıktığını, bu oranların 1965’te ise yüzde 62.34 Türkçe, yüzde 30 Kürtçe olduğunu bildiren Prof. Buran, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Ankara’dan bakılarak herhangi bir yöre ile ilgili proje geliştiriliyor, rastgele konuşuluyor. Birilerine göre, Kayseri’den öte herkes Kürtçe konuşuyor. İşte rakamlar ortada, Doğu ve Güneydoğu’da dahi Kürtçe, Türkçe’den hiç fazla olmamış. Ama Ankara’da oturanlar, aydınlar, bölgeyi tanımayanlar proje geliştirmeye devam ediyor. Türk dediğimiz şey bir ırk meselesi değil, bir mensubiyet, kültür meselesidir. Kendisini Türk hissedenleri de, ‘Hayır sen Kürtsün” diyerek, birliğin dışına itiyorlar. Onlar da, ‘Ben neyim, ne yapmalım?’ diye soruyor. Bunu Ankara’da üretilen politikalar yarattı. O bölgelerimizde yaşayan insanların çoğunluğunun dili Türkçe, ama hepsine Kürt deniliyor. Nasıl ki, 40-50 bin Laz dolayısıyla tüm Karadeniz’i Laz yapmak yanlışsa, aynı yanlış Doğu için de yapılıyor. Ankara’dan konuşanlar şunu duysun; bölgedeki herkes Kürt değil, ana dili de Kürtçe değil.”

KÜRTÇE’Yİ İSTEYEN AB, TÜRKÇE’Yİ YASAKLIYOR

Kürtçe başta olmak üzere farklı dillerin eğitim-öğretim ve kamu hizmetlerinde kullanılması meselesinin Avrupa Konseyi’nin Yerel ve Azınlık Dilleri Şartı çerçevesinde, AB sürecinde gündeme geldiğini hatırlatan Prof. Buran, Türkiye’den bu şartı imzalamadığı halde, uygulamasının istendiğine dikkat çekti. Söz konusu şartta yer alan hükümlerin, ülkelerin egemenlik ve toprak bütünlüğü aleyhinde kullanılamayacağı ve yorumlanamayacağı kaydı bulunmasına rağmen, Türkiye’nin önüne farklı taleplerle gelindiğini belirten Prof. Buran, AB ülkelerindeki uygulamalar hakkında da şu örnekleri verdi:

“Almanya’da eski İçişleri Bakanı Otto Schilly bir açıklamasında, ‘Bütün dilleri teşvik edemeyiz. Almanya’da yeni azınlıklar yaratılmasına müsaade edemeyiz. En iyi entegrasyon, asimilasyondur, bunun en iyi yolu da herkesin dilini Almanca yapmaktır’ demiştir. Yunanistan hiçbir azınlık dilinde radyo-tv yayınına izin vermiyor. Avrupa’da Türkçe yayınlar tek tek kaldırılıyor. İsveç, Türkçe yayınlara son verdi, ama Kürtçe yayınlar devam ediyor, keza Danimarka’da Türkçe yayınlar kaldırıldı.”

KÜRTLERE ERMENİCE İSİM HEDİYE EDİLDİ

Konuşmasının devamında Kürtler ve Kürtçenin tarihi hakkında bilgiler veren Prof. Buran, şunları söyledi:

“Kürtçüler hayali, efsanevi bir tarih arayışında. Hz. Adem’e kadar gidiyorlar. Germen dillerinin atasının Kürtçe olduğunu iddia ediyorlar. Bunlar hayali bilgiler, zira kaynaklar, Kürtçenin, Farsça-Arapça metinlerin çevirisi yapılırken, bazı harf değişimleri, basit şekil kaydırma ve oyunlarıyla Farsça’nın bir ağzı olduğunu gösteriyor. Kürtlerin tarihi hakkındaki en eski kaynak Taberi’ye göre, 10. yüzyılda İran-Irak arasında yaşayan göçebe topluluklardır. Kürdistan terimini ilk kullanan Sultan Sancar’dır. Divan-ı Lügat-ı Türk’te de Kürtlerin, İran-Irak arasında yerleşik değil, göçmen olduğu, Türklerin Anadolu’ya gelmesinden sonra 15. yüzyıldan itibaren nüfus yoğunluğu oluştuğu anlatılıyor. Bölgedeki Şii-Sünni kavgasında da nüfus kayması var. Şii Türkmenler Şah’a, İran’daki Sünni Türkmenler, ki çoğunluğu bugünkü Kürtlerdir, Anadolu’ya geliyor. Eğer yerleşik bir kavimse hangi şehrin adı Kürtçedir? Ermenice, Arapça Farsça var, ama Kürtçe yok. 15. yüzyıldan sonra Kürtçe ad verilmeye başlanmıştır. Güroymak’a Norşin adı hediye edildi. Bu, Ermenicedir. Böyle bir isim hediye etmenin anlamı var mı? Kürtler karma bir toplumdur. Türk kökenliler, Fars aşiretleri var. Arap, Ermeni, Süryani kökenli olup, Kürtleşenler var. Dilleri de karmadır. Nereden belli, dilin her şeyinden. 2004’de Moskova’da Uluslararası Şarkiyat Kongresi toplandı. Rus Dil Bilimler Enstitüsü Kürt dilinin etimolojisi sözlüğü hazırlamıştı. Sözlükteki kelimelerin hangi dillere mensup olduğu belli; yüzde 49.96’sı Arapça, yüzde 40’ı Farsça, yüzde 15’i Türkçe, yüzde 2.5’u Ermenice. Özetle yüzde 99.6’sının kökeni başka diller. Kürtlerin ve Kürtçenin kökeni böyle. Ancak Ankara’da konuşan enteller, sanat çevreleri sırf modaya uymak için ‘Türkler sonradan geldi’ diyor. Hayır, Türkler burayı Bizans’tan almıştır ve daha Güney’de yaşayan Kürtler sonradan gelip, Türklerle beraber rahat bir şekilde yaşamaya başlamıştır.”

KÜRTLEŞMENİN SEBEBİ; TÜRKÇE’DEN UTANMADIR

Prof. Dr. Ahmet Buran, “Türklerin Kürtleşmesinin” sebeplerini de şöyle izah etti:

“Türkler tarih boyunca, Göktürkler’den beri çok dilli olmuştur. Genellikle önce iki dilli oluyor, sonra bunlardan biri önemsenip, özendiriliyor ve diğer dil devre dışı kalıyor. Buradaki hassas nokta şudur; Türkler samimi Müslüman olduğundan, İslam’a ait olduğunu zannettiği her şeye teslim olmuştur. Öyle ki, Arap, Fars geleneklerini İslam’ın gereği saydılar. Arapça-Farsça kutsandı. Bunda, Arapça ve Farsçanın üstünlüğü için uydurulan hadisler etkili oldu. İşte bu kutsama, kendi dilinden utanmaya yol açtı. Selçuklu’nun resmi ve eğitim dili Farsça, bilim dili Arapça idi. Türkçe bilim, edebiyat, devlet dili değil. O zaman kim özenir, kullanmak, yazmak ister. Türkçe, Osmanlı’da da çok önemsenen bir dil değildi. İzlenen özenilen aydınların değil, köylülerin, göçebelerin diliydi. Karakeçili aşireti başta olmak üzere birçok aşiret Türk’tür, ama şimdi Kürtçe konuşuyor, kendisini Kürt sayıyor. Aşağılanan Türk olmaktansa, Kavm-i Necip mensubu olmayı tercih ettiler ve hem kültürel, hem dilsel dönüşüme uğradılar.”

NELER OLUYOR; BABİL İNŞAA EDİLİYOR

Konuşmasının son bölümünde, aslında Türkçe’nin tarihinin en mükemmel ve en güçlü dönemini yaşadığına dikkat çeken Prof. Buran, dünyanın geleceğinin dilinin de İngilizce değil, Türkçe olduğunu iddia etti. Prof. Buran, “Akıl da, bilim de bunu emrediyor. Bilgisayar tamamen matematiktir. Türkçe de matematiksel bir dil, bir sistemdir. Böyle bir özelliği var. Bunu hamaset için söylemiyorum, bilimsel gerçekliği var. Eksiğimiz, bilgisayarın bilgisini tüketen değil, üreten toplum olmamızdır” dedi.

Bu gerçeklere rağmen, Kürtçe’nin resmi dil haline getirilmek istendiğini vurgulayan Prof. Buran, şu tespitlerde bulundu:

“Yazı dili, devlet dili, resmi dil farklı kavramlardır. Konuşulan bir dilin yazıya geçirilmesi, onun yazı dili olduğu anlamına gelmez. Bir dilin yazı dili olması için bir doğal süreç gerekir. Bu süreçte seçilir, standartlaşır, yaygınlaşır ve kabul edilir. Ortam, sanat, kültür, ticaret ilişkileri önemlidir. Mesela kültür, sanat, ticaret merkezi İstanbul olduğu için yazı dilimiz, İstanbul Türkçesidir. Herkes farklı konuşabilir, ama yazı dili herkesin anladığıdır. Bu şartlar Kürtçe için oluşmamıştır, yekpare bir dil de değildir. Ancak bakıyoruz şu anda PKK bir istiyorsa, Ankara 10 veriyor. TRT-6 aracılığıyla yapılan ve bundan sonra yapılacak olanlar budur. Doğal ve tarihsel süreçte oluşmamış, PKK’nın başaramadığını, başaramayacağını devlet başarıyor, başaracak. Dünyada böyle bir devlet olamaz. Üstelik bunlar toprak talebi, yakın bölünme tehlikesi varken yapılıyor. Kürtçe böylece yazı diline dönüştürülüyor, devlet istiyorsa olacak, oluyor da…Babil hikâyesini biliyorsunuz. Hz. Adem’den, Babil’e kadar tek bir dil kullanılıyor, herkes anlaşıyordu. Ancak Firavun Allah’a yaklaşmak için Babil kulesini yapınca, Allah kızıyor, dillerini karıştırayım da, benimle uğraşacaklarına birbirleriyle uğraşıp, kavga etsinler diyor ve o kavgalar neticesi Babil yıkılıyor. Sonuç; Bu iş Türk toplumu için hayırlı bir iş değil. Farklı. Günlük dilleri yaygınlaştırmak, bizi birbirimizi anlamayacak, birbirimizle uğraştıracak hale getirir. Biz birbirimizle uğraşınca, Avrupa ile uğraşmayı bırakıcağız. Galiba Avrupa’nın istediği de bu.”

Konuşmasının sonunda dinleyicilerden gelen soruları cevaplandıran Prof. Buran, bu gerçeklere rağmen siyasal Kürtçülerin, bu psikolojik üstünlüğü nasıl elde ettiğine ilişkin bir soru üzerine de şunları söyledi:

“Ne yazık ki, Ankara’nın politikaları bunu getirdi. Konuştuk, yazdık, ama bunlar devleti ilgilendirmiyor. Dağdaki militanın ya da tv’ye çıkan ilgisiz, bilgisiz insanların söyledikleri devleti daha çok ilgilendiriyor. Devletin sahibi biziz, T.C.’nin yüzde 80’ni Türk’tür. Buna rağmen, devlet, hükümet politikaları, birtakım aydınların, basın-yayın organlarının, Kürtçülük yapanların bakış açısı psikolojik üstünlük varmış gibi bir hava yaratıyor. Ülkemizde en fazla 8-10 milyon Kürt kökenli vatandaş var. Bunların kaçı Kürtçü hareketi destekliyor; en fazla yüzde 20-25’i. O da gönülden değil, korku vs. gibi sebeplerden. Kürt kökenlilerin böyle bir talebi yok. Ancak Ankara meseleye, sanki tüm Kürtler istiyormuş gibi bakıyor, oysa bunlar terör örgütünün talebi. Herkes dilini konuşsun, yazsın, tv yayını yapsın, hatta okulunu açsın, ama bunlar devlet eliyle olamaz. Türk Milleti arasında böyle bir mesele yok, doğru da bulmuyor. Maalesef bir taraf yönünü çizmiş, devlet de onların argümanlarını günümüzün gerçeği kabul edip, misliyle veriyor.”

Bu detaylı ve bilimsel sohbetin bitiminde Türk Ocakları Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Orhan Arslan, dinleyicilerin duygularına şu sözlerle tercüman oldu:

“Soluksuz dinledik. Devlet yanlış yapıyor, açılım adı altında yeni bir dil ve millet inşa ediliyor.”

haberiniz.com
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır

Beni hatırlayınız
Kullanıcı küçük betizi
Başkomutan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 2297
Kayıt: Pzt Eki 12, 2009 23:24

Re: Atatürk’ün Ermeni Konusuna Bakışı!… "Kürt meselesi"

İletigönderen Başkomutan » Cmt Şub 06, 2010 13:30

ABD Sözde Soykırımı Oylayacak
Sözde soykırım tasarısı 4 Mart'ta oylanacak.

ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi'nde, 1915 olaylarının “soykırım” olarak tanınmasını isteyen tasarının gelecek ay oylanması planlanıyor.

4 MART'TA TEMSİLCİLER MECLİSİ'NDE

Komitenin başkanı, Demokrat Parti California milletvekili Howard Berman, 252 no'lu tasarıyı komitede 4 Mart'ta oylamaya sunmaya niyetli olduğunu bildirdi.

Tasarı, Mart 2009'da Temsilciler Meclisi'ndeki Ermeni lobisinin en önemli isimlerinden Demokrat milletvekilleri Adam Schiff ve Frank Pallone ile Cumhuriyetçi milletvekilleri George Radanovich ve Mark Kirk tarafından sunulmuştu.

internetajans
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır

Beni hatırlayınız
Kullanıcı küçük betizi
Başkomutan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 2297
Kayıt: Pzt Eki 12, 2009 23:24

Re: Atatürk’ün Ermeni Konusuna Bakışı!… "Kürt meselesi"

İletigönderen Başkomutan » Sal Mar 30, 2010 13:56

PKK'NIN YÜZDE 80'İ ERMENİ

Türk Tarih Kurumu eski başkanı Yusuf Halaçoğlu yine şok edici bir iddiada bulundu ama bu kez Ermeniler şok oldu.

Türk Tarih Kurumu eski başkanı Yusuf Halaçoğlu, Ermeniler'i çılgına çevirdi: PKK yüzde 80 itibariyle Ermeni...

PKK'NIN YÜZDE 80'İ ERMENİ

Konya'da katıldığı bir konferansta konuşan Halaçoğlu, "Bütün Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Kürt'müş gibi havaya girildi. Acaba Türkiye'de ne kadar Kürt var, biliniyor mu? İsterseniz Kürt olmayan PKK'dan başlayayım. PKK yüzde 80 itibariyle Ermeni" dedi.

ERMENİLER İDDİAYI ŞOK EDİCİ BULDU

Vatan'a göre; Halaçoğlu'nun sözlerine yer veren Ermeni basını haberi, "Türk tarihçiden yeni gaz" başlığıyla gördü ve Halaçoğlu'nun iddiasını "şok edici" olarak yorumladı. Halaçoğlu'nun sözde Ermeni soykırımı ile ilgili verdiği rakamların da gerçekçi olmadığını iddia eden Ermenistan merkezli news.am haber sitesi, Halaçoğlu'nun iddialarının gerçek dışı olduğunu ve Türk yetkililerin Halaçoğlu'nu uzun yıllar önce görevden aldıklarını ileri sürdü.

internethaber

1920 yılında BOP haritası

1920'de bizzat ABD Başkanı tarafından öngörülen Ermenistan haritası

Resim
Anadolu'da Ermenistan Hayali
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır

Beni hatırlayınız
Kullanıcı küçük betizi
Başkomutan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 2297
Kayıt: Pzt Eki 12, 2009 23:24

Re: Atatürk’ün Ermeni Konusuna Bakışı!… "Kürt meselesi"

İletigönderen saba » Sal Mar 30, 2010 14:49

Ermeni soykirimi zaten kabul edildi, adamlara is isden gecene kadar laf eden olmamis. Simdi Suryani soykirimi diye bir dava hazirlaniyor, hukumet ise Suryani acilimi diyor... Sirada Kurtlerede bir hikaye yazarlar. Turklere uygulanan soykirimlari biz niye dunyaya bagiramiyoruz. Bu devlet, bu millete, ev, yol, kopru yaparak mi ancak hizmet eder. Nasil bir devlet analyisidir bu , milletini bu kadar hor goren, enayi yerine koyan….
Yabanci basinda Turkiye hakkinda atip tutuluyor. Forumlara mesaj gonderiyorsun, cevap yaziyorsun, moderatorler yayinlamiyor. Bu isleri uluslar arasi alanda sivil insiyatifle ne kadar savunabilirsin. Elcilikler, devlet bu haberlere engel olamiyor, ondan sonra vah vah soykirim kabul oldu o kadar da lobi yapmistik!
Kullanıcı küçük betizi
saba
Çeviri Takımı
Çeviri Takımı
 
İletiler: 36
Kayıt: Cmt Ara 29, 2007 0:07

Re: Atatürk’ün Ermeni Konusuna Bakışı!… "Kürt meselesi"

İletigönderen Başkomutan » Prş Nis 01, 2010 21:08

28 Ağustos 2007 tarihinde Azerbaycan'ın bu konu ile ilgili değerlendirmesi

TERÖR ÖRGÜTLERİNDEKİ GİZLİ ERMENİLER

Öcalan - Tikko - Asala bağlantısı



TTK Başkanı Prof. Halaçoğlu’nun dikkat çektiği diğer bir nokta ise TİKKO ve PKK terör örgütlerinin içinde yer alanların birçoğunun “Ermeni dönmesi Kürtler” olduğuydu. Tartışma, bu sözler üzerine daha da alevlendi. Peki Halaçoğlu haklı mıydı?


Türkiye’nin terör tarihinde gizli veya Kripto Ermenilerin olduğu, terör örgütlerinde de Türkiye karşıtı Ermenilere büyük sempati duyulduğu bir gerçek. Bölücü Ermeniler en fazla PKK içerisinde yer aldı. İmralı’da tutuklu bulunan teröristbaşı Abdullah Öcalan, ikinci kez devlet başkanı seçilmesi sonrasında Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan’a 10 Nisan 1998’de gönderdiği mektupta, 1915 tehcirini soykırım olarak tanıdıklarını bildiriyordu. Öcalan’a göre Ermeni soykırımı, Hitler’in Yahudi soykırımı için de önayak olmuştu. Aynı şekilde PKK’ya yakınlığıyla bilinen Avrupa’daki sözde “Kürdistan Parlamentosu” da Nisan 1997’de aldığı bir kararla Ermeni tehcirini “soykırım” olarak tanımıştı. Kararda ilginç bir şekilde, Hamidiye Alayları ile korucu sistemi arasında bağlantı kurulup, günümüzde de Kürtler ve Aleviler’e yönelik “soykırım” yürütüldüğü iddia edilmişti.


PKK içerisinde yer alan “Ermeni dönmeler” ve “gizli Ermeniler” ile örgüt arasında sıkı bağ bulunuyor. PKK Başkanlık Konseyi üyesi Nuriye Kespir, Merkez Komite üyeleri Bekir Bakırcıoğlu ve Musa Haciyav’ın da sözü edilen Ermenilerden olduğu biliniyor.


ÖCALAN-TİKKO-ASALA BAĞLANTISI

TİKKO’daki Ermeniler ile PKK arasındaki bağlantı, karşılıklı menfaat ilişkisine dayanıyor. Ermeniler terör örgütü mensuplarına yardım ettiği gibi, militanlar da Ermenilere yardım ediyor. Bu anlamda bir dönem faaliyette olan ASALA ile PKK ilişkisi bir tesadüf değil. Adapazarı’nda öldürülen uyuşturucu kaçakçısı Behçet Cantürk, ASALA konusunda ön plana çıkan bir isim. Diyarbakır Lice nüfusuna kayıtlı Cantürk’ün annesi, Hatun Demirciyan isimli bir Ermeni. Cantürk’ün yasadışı yollardan elde ettiği paraları önce ASALA, sonra PKK’ya aktardığı, PKK’nın kaçırdığı uyuşturucuyu dünya piyasalarına pazarladığı ileri sürülmüştü. Abdullah Öcalan İmaralı’da görülen duruşmasında ASALA ile 1980’lerde birlikte hareket ettiklerini ve toplantı düzenliklerini aktarıyor. Amerika’da yayımlanan Armenian Struggle dergisinde 1985’te çıkan bir makalede de ASALA yandaşlarının şu ifadelerine yer veriliyor:

“Türk askerlerine karşı Kürt kardeşlerimizle omuz omuza verdiğimiz mücadelede bir üst düzey militanımızla 22 savaşçımızı yitirdik. Kürt kardeşlerimizle beraber silahlı mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir. Şimdilik toparlanmak için daha geri mevzilere çekileceğiz; ancak bir süre sonra Kürt savaşçılarla eylemlerimizi Anadolu’nun içine kadar taşıyacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.”


SOL TERÖR İÇİNDEKİ KRİPTO ERMENİLER

Tıpkı PKK’da olduğu gibi birçok sol örgütte de lider seviyesinde Ermeniler var. Türkiye Komünist Partisi-Marksist/Leninist (TKP/ML)’nin askerî kanadı olarak ortaya çıkan terör örgütü TİKKO’da çok sayıda Ermeni’nin varlığı dikkat çekiyor. Ermeni-Hıristiyan Garbis Altınoğlu, TKP/ML örgütünün teorisyenliğini ve genel sekreterliğini yaptı. TİKKO’ya yakın internet sitelerinde hâlâ yazıları yayımlanıyor. 1946 doğumlu Garbis Altınoğlu, Boğaziçi Üniversitesi İş İdaresi Bölümü mezunu. Babası Ohannes Altınoğlu da 1957’de Amasya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile İslam olan dinini Hıristiyan olarak değiştirmiş.


Ermeni asıllı bir diğer TİKKO mensubu ise Orhan Bakır (Armanek Bakırcıyan) idi. Bakırcıyan, 12 Eylül öncesi İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde okurken arkadaşı Hrant Dink ile birlikte Surp Haç Lisesi’nde belletmen olarak görev yapıyordu. Bakırcıyan daha sonra Hrant ve arkadaşı Stefan ile sol örgütlere katılma kararı aldı. Ancak Ermeni oluşları işlerini zorlaştırmasın diye Hırant, Fırat; Stefan, Murat; Armanek ise Orhan adını aldı. Dağa çıkan ve sonraki yıllarda Ali Ağa koduyla Tunceli ve civarında terör estiren Armanek, nam-ı diğer Orhan, o bölgedeki gizli Ermenilerle temas kurmayı başardı. 1978’de askerî bir operasyon sırasında öldürüldü. 1988’de İzmit yakınlarında bir TİKKO evini basan güvenlik güçleri, Ermeni asıllı Türk vatandaşı Manvel Demir’i yaralamış; ancak Manvel kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Demir, Ömer kod adıyla TKP/ML’nin İstanbul İl Sekreterliği görevini yürüttü. TİKKO’nun Zeytinburnu sorumlusu A KÜRT İSYANLARINDA DA VARLAR


Ermeniler ile isyancı Kürtlerin ilişkisi bazı bölgelerde belirgin olarak ortaya çıkıyor. Tunceli, Hozat, Ovacık, Çemişgezek, Mazgirt, Pülümür, Elazığ, Tercan, Dicle, Erzincan ve Sivas bu yerleşim yerlerinin başında geliyor. Bunda tehcir sırasında yaklaşık 20 bin kadar Ermeni’nin, Alevi ve Alevi Kürtlerin yaşadığı sarp dağlarla çevrili Dersim aşiretlerine sığınması etkili oldu. Buradaki Ermeniler daha sonra civara yayılarak biraz da intikam hissiyle Kürt isyanlarında aktif görev aldı. Dersim İsyanı’nın başlamasına bir Ermeni start verdi.

Ermenilerin isyancı Kürtlerle bağlantısı günümüzde hâlâ birçok noktada esrarını koruyan Ağrı ve Dersim isyanlarında belirgin şekilde karşımıza çıkıyor. Ağrı isyanı için Ermeni Taşnak örgütünün bir temsilcisinin Ağrı’ya geldiği biliniyor. Zilan Kürtleri arasında iyi tanındığı için “Ermeni Zilan” lakabını alan Ardeşir Muradyan, isyanın silahlı kanadı komutanları arasında yer alır. 1937’de Dersim isyanının fitilini de Kahmut Köprüsü’nü yakan Ermeni asıllı Demirci Mustafa ateşler. Demirci Mustafa Ateş, 1993’te 84 yaşındayken asıl dini olan Hıristiyanlığa döner. Tunceli merkez nüfusuna kayıtlı Mustafa Ateş 1979’da ismini Marcelo, dinini de Hıristiyanlık olarak değiştirir; ancak 1992’de tekrar İslamiyet’e geçer.


BAZI İLLERDEKİ KRİPTO ERMENİLER

Şehir Kripto Ermeni sayısı ve ‘resmî’ durumu
Diyarbakır Bin aile (Kürt, Süryani ve Alevi)
Malatya 3 bin 655 aile (Kürt-Alevi)
Kayseri 5 bin aile (Türk)
Elazığ Bin aile (Kürt, Alevi)
Van 4 bin aile (Kürt)
Tunceli 2 bin aile (Kürt-Alevi)
Şanlıurfa 3 bin 500 aile (Kürt, Arap)
Siirt 1200 aile (Arap, Kürt-küçük bir kısmı)
Hatay 1100 aile (Arap)
Bitlis 200 aile (Kürt)
Erzurum 3 bin aile (Kürt, Alevi, Türk-küçük bir kısmı)
Erzincan 1300 aile (Alevi, Kürt)
Sivas 2 bin aile (Kürt, Alevi)
Mardin 1500 aile (Arap)
K.Maraş 3 bin aile (Kürt, Alevi)
Adıyaman 1600 aile (Kürt)
Adana 2 bin aile (Kürt, Arap, Alevi)

* Bu veriler değişik kuruluş ve araştırmacıların devam eden çalışmalarından alınmıştır. Sayılar, tespit durumuna göre değişime açıktır.

AZSAM.ORG




İşte Halaçoğlu’nun kripto Ermeni listesi


Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı “PKK’nın üst düzeyindekilerin yüzde 60 ila 80’i Ermeni” açıklaması, PKK üyesi ve yandaşı yabancı unsurları gündeme getirdi.


PKK’nın, gerek dağ ve gerekse de şehir kadrolarının yönetici pozisyonunda bulunan bine yakın kişi, istihbarat birimlerince tek tek tespit edildi. 1990’larda gündemden düşmeyen “Terör örgütü mensubunun sünnetsiz,Ermeni ve diğer etnik kökenden oldukları” iddiaları yapılan ayrıntılı araştırmada doğrulandı.



Örneğin Kongra-Gel PKK'nın cephe örgütü Avrupa Kürt Demokratik Toplum Koordinasyonu (CDK) sözde meclis üyesi ve Abdullah Öcalan’ın Avrupa'daki para kasası olarak bilinen Nuriye Kesbir’in, Yezidi asıllı olduğu belirtiliyor. Nuriye Kesbir, Eylül 2001 yılında Hollanda’ya yasadışı yollardan girmek isterken yakalanmış, tutuklanmış, Türkiye’nin tüm başvurularına rağmen Türkiye’ye iade edilmemişti.



İşte o listedeki diğer bazı çarpıcı isimler:


Feleknaz Uca: Avrupa Parlamentosu üyesi Uca, Kürt değil Yezidi asıllı. Feleknaz Uca'nın babası Abdullah Uca da PKK terör örgütünün güdümündeki Yezidi Kürdistan Birliği'nin başkanıdır.

Semra Bakır: PKK’nın yurtdışında sözde “sürgün hükümeti” kurma çalışmalarında delege seçilen 1959 Silvan doğumlu Semra Bakır, bir Hıristiyan Ermenisi'dir. Semra Bakır’ın kardeşi Armenak Bakır ise adını Orhan olarak değiştirerek terör örgütü TİKKO’ya katılmıştır. Örgütün merkez komitesine kadar yükselen Orhan Bakır güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülmüştür.

Meryem Tabaş: PKK’nın yurtdışında bir dönem giriştiği sözde “sürgün hükümeti” kurma çalışmalarında delege seçilen Meryem Tabaş’ın dedesi Hokar ve ninesi Haykanuş Ermeni asıllıdır.

Abdulaziz Özdemir: Dedesi Yusuf ve ninesi Kazo Ermeni asıllıdır. 1953 İdil doğumlu terör örgütü militanı Abdulaziz Özdemir 21.02.1991 tarihinde Şırnak ili İdil ilçesi Köyceğiz Köyü yakınlarında Türkiye'den Suriye'ye geçmek isterken PKK örgüt mensupları ile güvenlik güçleri arasında çıkan silahlı çatışmada ölü olarak ele geçirilmiştir. Yapılan muayenesinde sünnetsiz olduğu tespit edilmiştir.

Levent Kayadağ: Dedesi Mikdat ve Ninesi Havuş Ermeni asıllıdır. 1972 Siverek doğumlu PKK terör örgütü militanı Levent Kayadağ 16.10.1993 tarihinde Elazığ ili Alacakaya Çataklı Köyü yakınlarında köy korucuları ile girdiği çatışma da ölü olarak ele geçirilmiştir. Yapılan muayenesinde sünnetsiz olduğu tespit edilmiştir.

Mehmet Öztunç: Dedesi Musa ve ninesi Mirari Ermeni asıllıdır. 08.09.1993 tarihinde Antalya da PKK terör örgütü mensubu olmaktan ve örgüte yardım ve yataklık yapmaktan tutuklanmıştır. 1954 Beytüşşebap doğumlu Mehmet Öztunç 19.08.2000 tarihinde HADEP Antalya İl Yönetim Kurulu Üyesi seçilmiştir.

Çürük raporu alarak askere gitmeyen, dağa çıkan Ermeni asıllı PKK terör örgütü mensupları

Orhan Ölsen: Büyük dedesi İliyo ve ninesi Mari Ermeni asıllıdır. 1977 Silvan doğumlu Orhan Ölsen çürük raporu alarak askere gitmemiştir. Orhan Ölsen PKK terör örgütünün dağ kadrosundandır.

İdris Sefil: Büyük dedesi Avit ve ninesi Cevahir Ermeni asıllıdır. 1977 Karayazı doğumlu PKK terör örgütü mensubu İdris Sefil, Adana; 1 No’lu DGM mahkemesinde 3713sa/- : CK/168: yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan yargılanmış, hapis cezası almıştır. Terör örgütü PKK-YCK örgütlenmesi içerisinde faal olmuştur. Konya HADEP il teşkilatı gençlik komisyonu üyesi olan İdris Sefil, çürük raporu alarak askere gitmemiştir. 25.04.2006 tarihinde K.Irakta çıkan silahlı çatışma sonrasında öldürülen Ersin Sefil'in de yakınıdır.

Hacı İçer: Dedesi Ali ve ninesi Gule Ermeni asıllıdır. 1974 Hazro Doğumlu PKK terör örgütü mensubu Hacı İçer, HADEP Diyarbakır Hazro ilçe teşkilatı yönetim kurulu üyesidir. PKK terör örgütü mensubu Hacı İçer çürük raporu alarak askere gitmemiştir.


Hatice Arat: Adana’da bebek çantası ile yakalanan saçları röfleli PKK'lı canlı bomba Hatice Arat Yezidi asıllıdır. Dedesi Hasso ve ninesi Meryem Yezididir. 12.04.2007 tarihinde Adana'da bir internet kafede bebek çantasına koyduğu el bombası ve 9 kilo 750 gram A-4 plastik patlayıcı ile birlikte canlı bomba olarak eylem yapmak üzere iken güvenlik güçlerince yakalanmıştır.


Sidar Şimşek: Büyük dedesi Bedros ve ninesi Luşin Ermeni asıllıdır. 1978 Silvan doğumlu DEHAP'lı Sidar Şimşek, DEHAP Silvan ilçe teşkilatı faaliyetlerinde yer almaktadır. PKK terör örgütü mensubu Sidar Şimşek DEHAP Silvan ilçe teşkilatı tarafından, 18.11.2005 günü "Şemdinli ve Yüksekova’da yaşanan olaylar" ile ilgili olarak yapılan basın açıklamasına katılıp yasadışı slogan atarak topluluğu güvenlik kuvvetlerimize karşı provoke etmiştir.


Misyoner HADEP’li

Dilaver Öncü: 1973 Yaylayanı doğumlu Dilaver Öncü, İzmir ili Konak ilçe teşkilatı HADEP yönetim kurulu üyesi olup İzmir'de misyonerlik faaliyetleri içerisinde bulunmuştur. Dilaver Öncü kilise içerisinde vaaz ve eğitim verebilecek düzeyde bilgiye sahiptir.


Edip Yıldız: Büyük dedesi Ğaço ve ninesi Rihan Ermeni asıllıdır. 1965 Firke doğumlu PKK terör örgütü mensubu Edip Yıldız, HADEP parti meclis üyesidir. Edip Yıldız PKK terör örgütü mensuplarının avukatlığını yapmaktadır. Nevşehir E tipi cezaevinde yatan PKK terör örgütü mensubu Nimet Can'ın avukatlığını yapmıştır.


Haşim Benek: Büyük dedesi Şiho ve ninesi Kitro Ermeni asıllıdır. 1964 Uludere doğumlu PKK terör örgütü militanı Haşim Benek 16/03/1985 günü Şırnak ilçesi Dereler Köyü civarında eşek mağaraları mevkiinde güvenlik kuvvetleri ile teröristler arasında çıkan çatışmada sağ olarak ele geçirilmiş ve Diyarbakır Synt Asm mahkemesinde CK/168 : yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan yargılanmıştır. Haşim Benek DEP Antalya merkez Muratpaşa Belediye encümen adayı olmuştur.


Ayhan Kaysi: Büyük dedesi Görgis ve ninesi Şemuni Ermeni asıllıdır. 1980 Siirt doğumlu PKK terör örgütü militanı Ayhan Kaysi örgüt adına faaliyette bulunduğu süre içerisinde;

- 1994 yılı yaz aylarında Şırnak ili Beytüşşebap ilçesi Mezra Köyü korucuları ile silahlı çatışma

- 1994 yılı sonbahar aylarında Hakkari ili merkez Aşut ve Geman köyleri karayolunda güvenlik kuvvetleriyle silahlı çatışma,

-1995 yılı ilkbahar aylarında K.Irak'ta gerçekleştirilen çelik operasyonunda güvenlik kuvvetleriyle silahlı çatışma,

-1995 yılı yaz aylarında Hakkari ili merkez Aşut köyünden (8) çobanın kaçırılması,

-1996 yılı Mayıs ayı içerisinde Hakkari ili merkez Aşut Köyüne silahlı saldırı,

-1996 yılı sonbahar aylarında K.Irak sınırında Siyah Kayalık taburuna silahlı saldırı,

-1997 yılı Ağustos ayı içerisinde Bitlis ili Hizan ilçesi kırsalında güvenlik kuvvetlerine silahlı saldırı eylemlerine katılmıştır.

-11.08.1997 tarihinde Siirt Emniyet Müdürlüğüne teslim olmuştur

-29.06.1999 tarihinde Van DGM mahkemesinde devletin bütünlüğüne karşı cürümleri düzenleyen CK/125'nci maddeden yargılanarak 16 yıl 8 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.

-PKK itirafçısı olup Bitlis E tipi kapalı cezaevinde yatmakta iken 06.10.1999 günü tahliye olmuştur.


AVAZTÜRK


“500 BİN KRİPTO ERMENİ VAR”
ODA TV.COM

Ermeni Patrik Vekili Aram Ateşyan’ın çevrelerinde “Müslüman Kürt” olarak bilinen Ermenilerin asıl kimliklerine dönmeye başladığı yolundaki açıklaması, Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun “kripto Ermeniler” konusundaki suskunluğunu bozmasına yol açtı. Prof. Halaçoğlu, ülkemizde en az 500 bin “kripto Ermeni” olduğunu belirterek, bu gerçeği söylediğinde kendisini “kafatasçılıkla” suçlayıp, yargısız infaza tabi tutanların, bugün bunu açıklamasının sebebinin, Ermenilere emlak verme ve Türkiye’yi tazminat ödemeye zemin hazırlama olduğunu öne sürdü.

15 gün kadar önce eşini kaybeden Prof. Halaçoğlu, Akdamar Kilisesi’nin ayine açılmasının ardından Ermeni Patrik Vekili Ateşyan’ın yaptığı açıklama üzerine Türk Ocakları internet sitesinde bir yazı kaleme aldı.

Halaçoğlu’nun, “Kimliklerine Hırıstiyan Yazdıranlarla İlgili Bir Değerlendirme” başlıklı yazısı şöyle:

“21 Eylül 2010 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Van kaynaklı Okan Konuralp tarafından bir haber yayınlandı. Haber, ‘Artık kimliklerine Hıristiyan yazdırıyorlar” başlığı altındaydı. Aslında gündemde Van Gölündeki Akdamar kilisesindeki ayin vardı. 95 yıl sonra bu kilisede yapılan ilk ayin olarak verildi. Bu ayin Türkiye’de hep gizli kalmış bir konunun ortaya çıkmasına vesile oldu ve demokratikleşmenin sonucu olarak, şimdiye kadar kimliklerini gizlemek zorunda kalmış olan Ermenilerin tekrar asıl kimliklerine dönmesi olarak değerlendirildi. Gerçek böyle miydi yoksa farklı bir boyut mu vardı? Bu arada Türkiye Ermenileri Patrikliği Patrik Genel Vekili Sayın Aram Ateşyan’ın Müslüman olan yeğenlerinin 4 ay önce nüfus cüzdanlarına Hıristiyan yazdırdıkları yer almaktaydı bu haberde. Bu kimselerin bölgede ‘Müslüman Kürt’ olarak bilindiği de eklenmişti. Öte yandan ‘dışarıda Müslüman ama aile içinde Ermeniydik’ dedikleri de yer aldı. Bu şekilde son bir yıldır önemli şekilde asıl kimliklerine dönmeler olduğu vurgulandı.

2007 yılında Kayseri’de Avşarlar Sempozyumunda bir konuşma yapmıştım. Bu konuşmamda, ‘Kendisini Kürt ve hatta Kürt Alevi gösteren Ermeni dönmeleri’nden bahsetmiştim. Yer yerinden oynamıştı ve benim kafatasçılığım dahil, söylenmedik söz ve hakaret kalmamıştı. Konu öylesine sunulmuş ve çarpıtılmıştı ki, yargısız infaza uğramıştım. Halbuki gerek Türkiye’deki Ermeni soykırımını savunanlar, gerekse diaspora, Anadolu’da yaşayan Ermeniler nerede diye sormaktaydılar. Sözlerimde ne Kürtlere, ne de Alevi vatandaşlarımıza hakaret vardı. Ben, bir bilim adamı olarak nerede olduklarını belgeyle açıklamıştım. O zamanki söylediklerimin tümü Amerikan arşiv belgelerine dayanmaktaydı ve hatta isim ve köy adlarına kadar bilgi bulunmaktaydı.

Arşiv belgesi Ermeni asıllı görevliler tarafından hazırlanmıştı ve raporun adı da ‘Ermeni Kürtleri’ ismini taşımaktaydı. Bu belgede hangi Ermeni cemaatinin hangi Kürt aşireti ismini aldığı, bunların bulundukları yerler ile alt birimleri ve oturdukları köylere kadar her şey kaydedilmişti. Ama bana bu bilgileri nereden aldığım hiç sorulmadı. Sadece neden konuştuğum ve bunu açıklamakla ırkçılık yaptığım suçlamalarında bulunuldu. Bugün ne oldu da beni darağacına çektikleri bir konuda rahatça herkes binlerce Ermeni’nin bu şekilde Müslüman kisvesi altında olduğunu söyleyebilmekteler. ‘Mahalle baskısından kurtuldukları’ iddiası tamamen safsata.Çünkü o tarihte beni o bölgeden arayan vatandaşlarımız bunların hepsini bildiklerini ifade etmişlerdi ve gerçekten de başta Patrik Hazretleri olmak üzere herkes kimlerin ve hangi köylerin bu şekilde ‘kripto Ermeni’ olduğunu bilmekteydi. Hatta 1977 yılından beri misyonerlerin bu türden Ermenileri tespit etme gayreti içinde olduğu, toprağı bol olsun Hrant Dink tarafından da dile getirilmişti. Benim tespitim bugün en azından 500 bin Ermeni’nin bu şekilde bulunduğudur.

Ermeni olmak ne suçtur ne aşağılanacak bir durumdur. Türkiye’de bugün Ermeni asıllı vatandaşlarımız bulunmaktadır ve birçoğu ile de yakın ilişkilerimiz mevcuttur. Bence asıl Ermeni vatandaşlarımızın çektikleri sıkıntı, bu şekilde kendini gizleyen Ermeni asıllı olanlarla, soykırım safsatasını ortaya atanlardır. Tarihte hoş olmayan birçok olay olmuştur. Fakat hiçbirinin bu kadar uzun süre ve kangren haline geldiği görülmemiştir. Konunun kişiselleştirilmesi kimler tarafından yapılmıştır; bunun iyi değerlendirilmesi gerekir. Nitekim hatırlanacağı üzere ben kişiler üzerinden hareket etmemiştim ve bu şekildeki kişilerin kendilerinin açıklama yapmasının doğru olacağı kanaatindeydim. Halen de aynı düşünceyi taşıyorum. Ancak Türkiye’de meydana gelen bir takım olayların iyi anlaşılabilmesi için de bu konunun açıklığa kavuşması gerektiğini düşünüyorum. Ama maalesef son zamanlarda Türkiye bir etnisite cenneti haline getirildi. Bence asıl ırkçılık bu şekilde ülke insanlarının farklılaşmasına zemin hazırlamaktır. Şimdiki ortam Türkiye’nin yakın bir gelecekte tamamen ayrışmasına yol açacak bir biçimde gelişmektedir. Bu son durum da, üstü örtülü olarak Ermenilere emlak vermek ve bir yerde tazminata zemin hazırlamaktır.

Gerçekte ise bu olay tamamen aydınlandığında, Ermeni soykırım iddialarının ne kadar yersiz olduğu kesinlikle ortaya çıkacaktır. Türkiye, terör meselesinde ve ayrılıkçı Kürt konusunda ciddi merhaleler kazanacaktır. Hatta ülkemizde öz be öz Türkmen olan Alevi vatandaşlarımız üzerinde oynanan oyunlar ortaya çıkacaktır. Tabii bütün mesele, bu konuyla korkmadan yüzleşebilmek veya bunu bilmek isteyip, istemediğimizdir. Tıpkı bu günlerde Akdamar Kilisesi’nin haçının yerine takılması taleplerinde, gerçek haçın Alman arşiv belgelerinde yer aldığı üzere, 1907 yılında Ermenistan tarafından gelen Michellian çetesinin, kiliseyi yağmaladıktan sonra haçını da çıkarıp eşine hediye götürmesini bilmek isteyip, istemediğimiz gibi. Yoksa biz çevremizde binlerce Ermeni asıllıların olduğunu çok iyi bilenlerdeniz.”

Odatv.com
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır

Beni hatırlayınız
Kullanıcı küçük betizi
Başkomutan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 2297
Kayıt: Pzt Eki 12, 2009 23:24

Re: Atatürk’ün Ermeni Konusuna Bakışı!… "Kürt meselesi"

İletigönderen İrfan Tuna » Cum Nis 02, 2010 11:28

18 Nisan 2006-Milliyet

http://www.milliyet.com.tr/2006/04/18/g ... gun01.html

Kürtlere ilginç hatırlatma

'Ermenilerin düştüğü oyuna şimdi Kürtler düşüyor' diyen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, "ABD'nin Kürt devleti vaadine Kürtler inanmasın" diye konuştu

İSTANBUL Milliyet

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, "Geçmişte Ermenilerin düştüğü oyuna bu kez bazı Kürtler düşüyor" dedi.

Zaman gazetesinde dün yayımlanan habere göre Malatyalı İşadamları Derneği (MİAD) 3. Fikir Platformu toplantısında konuşan Dink, "Ermeniler, geçmişte İngiliz, Alman, Fransız ve Ruslara güvenmekle hata yaptı. ABD'nin Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurma vaadine Kürtler inanmasın" görüşünü dile getirdi.

'Oyun tekrarlanıyor'
"Ermeniler, Osmanlı'dan kurtulmak için oyuna geldi" diyen Dink, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İngiliz, Fransız, Rus ve Almanlar geçmişte bu topraklarda oynadıkları oyunları bugün de tekrarlıyor. Geçmişte Ermeni halkı, onlara güvendi. Kendilerini Osmanlı'nın zulmünden kurtaracak zannetti. Ama yanıldılar, çünkü onlar kendi işlerini, hesaplarını yapıp gittiler. Bu topraklarda da kardeşi kardeşe kan içinde bıraktılar."
"Bugün Kürtlerin aynı oyuna alet olduğunu" iddia eden Dink, "ABD, Kürtleri Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurmak bahanesiyle kullanıyor" dedi.

'İşi biter, gider'
Geçmişteki oyunun aynen bugün de oynandığını savunan Dink, "Siyasi hesaplar, parti farklılıkları bir kenara itilmeli. ABD bu. Gelir, kendi işine bakar, işi bittiğinde de çeker gider. Sonra da buradaki insanlar kendi aralarında didişir" diye konuştu.

'Bölgeye ilgi çok'
Dink, açıklamalarıyla ilgili olarak Milliyet'e yaptığı değerlendirmede de şunları söyledi:
"Bu bölgede biz yaşıyoruz. Ancak bölgeye ilgi sadece bizle sınırlı değil. Dışımızdaki dünyanın bu bölgeye ilgisi çok açık.
Bu ilgi değişik dönemlerde değişik kimliklere bürünebiliyor. Bu dönemde de 'demokrasi götürme' adında yapılıyor."
Uyanacağız, uyandıracağız... Bilinçleneceğiz, bilinçlendireceğiz... Ne ülkemizin , ne de bölgemizin zenginliklerini küresel haramilere ve onların uşaklarına yağmalatmayacağız, soydurtmayacağız... ENİNDE SONUNDA ALİ KEMALLER DEĞİL, MUSTAFA KEMALLER KAZANACAK...
Kullanıcı küçük betizi
İrfan Tuna
Üye
Üye
 
İletiler: 1059
Kayıt: Pzt Nis 06, 2009 12:23

Ünlü tarihçi Yusuf Halaçoğlu'nun iddiası

İletigönderen dogan26 » Cum Nis 02, 2010 15:57

Ünlü tarihçi Yusuf Halaçoğlu'nun iddiası Ermeni basınını kızdırdı.

Konya'da katıldığı bir konferansta konuşan Halaçoğlu, "Bütün Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Kürtmüş gibi havaya girildi. Acaba Türkiye'de ne kadar Kürt var, biliniyor mu? İsterseniz Kürt olmayan PKK'dan başlayayım. PKK yüzde 80 itibariyle Ermeni" dedi. Halaçoğlu'nun sözlerine yer veren Ermeni basını haberi, "Türk tarihçiden yeni gaz" başlığıyla gördü ve Halaçoğlu'nun iddiasını "şok edici" olarak yorumladı. (Vatan)
Kullanıcı küçük betizi
dogan26
Üye
Üye
 
İletiler: 1
Kayıt: Çrş Mar 31, 2010 8:33

Re: Atatürk’ün Ermeni Konusuna Bakışı!… "Kürt meselesi"

İletigönderen Başkomutan » Çrş Nis 28, 2010 15:20

ASALA: Türkiye önünde sonunda dağılacak

Terör örgütü ASALA yeni yayınladığı bildiride, Türkiye topraklarından talebini yine dile getirdi.

47 türk diplomatı katleden Ermeni terör örgütü ASALA, 1915 olaylarının 95. ve örgütün 35. kuruluş yıldönümü nedeniyle Ermeni ajanslar aracılığıyla bir bildiri yayımladı.

ASALA, Türkiye'nin önünde sonunda dağılacağını iddia etti. Örgüt, Ermenilere ait olduğunu iddia ettiği toprakların kurtarılması gerektiği duyurdu.

1915 olaylarının 95. ve örgütün 35. kuruluş yıldönümü nedeniyle bildiri yayımlayan ASALA, "Güçlü saldırılarımız karşısında Türk devleti paniğe kapıldı ve Ermenileri gözardı etme politikasını tekrar şekillendirmek zorunda kaldı" ifadesini kullandı.


'Türkiye'nin doğusunun Ermeni halkının bin yıllık yurdu' olduğunu iddia eden ASALA, 'bu toprakların kazanılması ve 'soykırımın' tanınması için mücadeleye devam edilmesi' çağrısında bulundu.

Bildiride, Erivan yönetiminin diasporayla uyumlu siyaset oluşturması da talep edildi.

Türkiye’nin önünde sonunda dağılacağı iddia eden örgüt bildirisinde özetle şu ifadeler yer aldı:

"Batı Ermenistan’ın kurtarılmasına yönelik mücadele 35 yıl önce somut faaliyet aşamasına geçti. 1975 yılında yeni mücadele dönemini başlattık ve laftan işe geçtik. Beklenmeyen, sert ve güçlü saldırılar karşısında Türk devleti paniğe kapıldı ve Ermenileri gözardı etme politikasını tekrar şekillendirmek zorunda kaldı. Katledilen halkın çocukları, Türkiye ile güç diliyle konuşmaya başladı. Böylece tüm dünya kamuoyu Ermeni halkının halen yaşadığına ve hakkını talep ettiğine tanık oldu.

Kaybolan 60 yılı geri götüremeyeceklerini anlayan genç Ermeniler halkı olumlu bir geleceğe götüreceklerine inandıkları için ölmeyi ve cezaevlerinde yıllarını geçirmeyi kabullendi. Ancak Diaspora ve Karabağ’da tanık olduğumuz şiddet olayları Ermenilerin yaşadıkları realiteye bir tepkiydi. Çünkü barış misyonlarının sonuç vermediğini gören bir halk, şiddete başvurmak zorundaydı.

Ermenistan ve Ermeni diasporasının tutum ve bakış açıları yaklaşmalıdır. Nüfuzu Türkiye’deki bir büyük kent kadar küçük olan bir Ermenistan devleti de kaliteli ve modern bir yapıya kavuşmalıdır. Böylece genç diaspora kuşaklarında Ermenistan’a sadakat duygusu pekişebilir. Oysa Ermenistan’daki diaspora görüşlerini dikkate almadan gerçekleşen her türlü siyasi değişim, çeşitli ülkelerle yaşayan Ermenilerin vatana bağlılık duygusuna zarar verecek."


ntvmsnbc.com


Ermeni terör örgütü ASALA, üçüncü mücadele döneminin başladığını duyurdu.

Ermeni terör örgütü ASALA, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokollerin ardından Ermeni halkının üçüncü mücadele döneminin başladığını duyurdu.1973 ile 1985 yılları arasında 47 Türk diplomatın öldürülmesinden sorumlu tutulan ASALA yayımladığı bir bildiride, Ermenistan'ın yönetim şeklinin değişmesi gerektiğini vurguladı. ASALA örgütü, Ermenistan'ın bugünkü durumunu modern kölelik olarak nitelerken ülkenin Avrupa temelli demokrasiden bağımsız bir devlet yapısına kavuşması gerektiğini söyledi. Ermeni terör örgütü ASALA bildirisinde, “Ermeni halkı topyekün savunma mekanizmasını gözden geçirmelidir” denildi. Örgüt Türkiye ile yapılan protokollerin Ermeni halkı açısından olumsuz yönlerinin daha çok olduğunu iddia etti. Bildiride, “Ermeni halkı için üçüncü mücadele döneminin başladığını resmen duyurabiliriz” denildi.



ASALA terör örgütü tarafından şehit edilen diplomatlarımız

Baş­kon­so­los Meh­met BAY­DAR (1973), Kon­so­los Ba­ha­dır DE­MİR (1973), Bü­yü­kel­çi Da­niş TU­NA­LI­GİL (1975), Bü­yü­kel­çi İs­ma­il EREZ (1975), Şo­för Ta­lip YE­NER (1975), Baş­ka­tip Ok­tar Cİ­RİT (1976), Bü­yü­kel­çi Ta­ha CA­RIM (1977), Bü­yü­kel­çi Eşi Nec­la KU­NE­RALP (1978), Emek­li Bü­yü­kel­çi Be­şir BAL­CI­OĞ­LU (1978), Bü­yü­kel­çi Oğ­lu Ah­met BEN­LER (1979), Tu­rizm Mü­şa­vi­ri Yıl­maz ÇOL­PAN (1979), İda­ri Ata­şe Ga­lip ÖZ­MEN ve kı­zı Nes­li­han ÖZ­MEN (1980), Baş­kon­so­los Şa­rık ARI­YAK (1980), Gü­ven­lik Ata­şe­si En­gin SE­VER (1980), Ça­lış­ma Ata­şe­si Re­şat MO­RA­LI (1981),
Din Gö­rev­li­si Te­cel­li ARI (1981), Söz­leş­me­li Sek­re­ter M. Sa­vaş YER­GÜZ (1981), Gü­ven­lik Ata­şe­si Ce­mal ÖZEN (1981), Baş­kon­so­los Ke­mal ARI­KAN (1982), Fah­ri Baş­kon­so­los Or­han GÜN­DÜZ (1982), İda­ri Ata­şe Er­kut AK­BAY ve Eşi Na­di­de AK­BAY (1982), As­ke­ri Ata­şe Al­bay Atil­la AL­TI­KAT (1982), İda­ri Ata­şe Bo­ra SÜ­EL­KAN (1982), Bü­yü­kel­çi Ga­lip BAL­KAR (1983), İda­ri Ata­şe Dur­sun AK­SOY (1983), Müs­te­şar Eşi Ca­hi­de MIH­ÇI­OĞ­LU (1983), Söz­leş­me­li Sek­re­ter Eşi Işık YÖN­DER (1984), Ça­lış­ma Ata­şe­si Er­do­ğan ÖZEN (1984), Ulus­la­ra­ra­sı Me­mur En­ver ER­GUN (1984).


Resim



Başlığa uygun bir haberi hatırlayalım...

BDP'li vekilden şok sözler!

BDP Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş


Karabaş, "Ermeniler ve birçok tarihçi 1.5 milyon, Türkiye resmi anlamda 300-500 bin diyor. Rakamlar çok önemli değil. Sonuçta milyonun üzerinde Ermeni katliama tabi tutuldu. Kadın, çoluk, çocuk demeden yerlerinden, yurdundan söküldü. Milyon üzerinde Ermeni Suriye çöllerine sürüldü. Birçoğu Teşkilat-ı Mahsusa katilleri tarafından katledildi. Birçoğu malını mülkünü almak için çeşitli kesimler tarafından öldürüldü, birçoğu yolda yaşamını yitirdi" dedi.

Vatan
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır

Beni hatırlayınız
Kullanıcı küçük betizi
Başkomutan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 2297
Kayıt: Pzt Eki 12, 2009 23:24

Re: Batı'nın Türk düşmanlığı "Ermeni - Kürt meselesi" ...

İletigönderen Başkomutan » Pzr May 22, 2011 2:31

“İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİNDE TÜRKİYE”
Türkiye’de Kürdistan Ermenistan oyunları


Günümüzü anlamak isteyenler için”Sonuna kadar okunacak bir yazı”
EROL ULUBELEN ÖNSÖZÜNDEN;

Aşağıda okuyacağınız belgeler 46 cilt tutan İngiliz Gizli Belgelerinden alınmıştır…Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için başta İngiltere olmak üzere Avrupanın emperyalist devletlerinin çevirdiği bütün oyunları en açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu belgelerin bize öğreteceği pek çok şey vardır. İlki Emperyalizmin gerçek karakteri. İkincisi devletler arası ilişkileri mutlaka şahıslar arası dostluklardan ayırmak gerektiğidir Akıllı yöneticiler için sadece ulusal çıkarlar vardır…Ve nihayet bu belgeler bize* halklarına ihanet eden devlet adamları ile gerçek vatanperverler arasındaki farkı açıkça göstermektedir. Bugün canlılığı ile yaşatılan bir Ermeni sorunu vardır. Geçmişte* Ermenilerin nasıl tahrik ve teşvik edildikleri bu belgelerde en açık şekilde görülmektedir.

Ermeni cinayetleri başlamadan önceki dönemde yaşlı Ermenilerce gençlere aşılanan Türk düşmanlığı, bu topluluğun bulundukları ülkelerde eriyip yok olmalarını önleyen bir öğe gibi düşünülebilir. Yaşlı Ermeniler, yaşadıkları olayları, kimlere alet olduklarını ve kimler tarafından en insafsızca harcandıklarını düşünmeden şartlandırdıkları çocukları ve torunlarının vahşetleri ile ne ölçüde öğünseler azdır! Türk Yurdu bir baştan bir başa işgâl altında iken; ne Hınçak, ne Taşnak Cemiyeti, ne Bogos Nubar Paşa komutasında Ermeni Orduları, ne Rus, İngiliz, Fransız yapısı silahları, nede Maraşta giydikleri Fransız üniformaları hayâllerinde var olan Ermeni Devletini gerçekleştirmeye yetmemişti, günümüzde işledikleri cinayetlerle, vahşetle nereye gelebilirler? Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti hiçbir dönemde ırkçı olmamıştır. EROL ULUBELEN

BELGELER

* (s. 34) (1096-1907) ( Albay C. Surtees tarafından rapor)

…Türk askeri birçok kez malzemesiz, yiyeceksiz, ayakkabısız, barınaksız yaşamış, yürümüş ve savaşmıştır.

…Türk Maliyesi: Türk bütçesi hiçbir zaman kesin olarak bilinmemektedir. Fakat 20 milyon Sterlin civarında olduğu sanılmaktadır… Türk borçları 88 milyon tutmaktadır. Bu borçlar belli şirketlerin kontrolündedir. Bu borçlar tuz, tütün, pul, ipek, içkiler, balıkçılık vb. kaynaklar ile garanti altına alınmıştır. Ruslara olan harp borçları 27 milyondur. Böylelikle borç toplamı 130 milyon olacaktır….

… Fransa ve Almanya bu memleketteki malî kudretini gittikçe arttırmakta ve ipi hergün biraz daha germektedir… Her iki tarafta Türk Hükümetine yüksek faizli yeni borçlar teklif etmekte, işe yaramaz âtıl kapitâli arttırarak Türk Hükümetini ellerinde tutmaktadırlar… Türkler harcamalarını kontrol etmezlerse bu iflâsa kadar gidecektir, böylece bu iki devlet bekledikleri fırsatı elde edeceklerdir….

… Osmanlı İmp.luğunun akılsızca borçlanması ve korkunç israfı yüzünden Türk Devleti mahvolmakta.

*- Cilt 262- Yıl:1909,- Sayfa: 759 (Eski bir diplomat) :

İngilizler Türk düşmanı Hıristiyanlara iyi davranır, Türk köpeğini dövmek için her kırbaç mübahtır derdi.

*- Cilt 269 Yıl: 1911, Sayfa 177 ( Sir Mark Skyse) :

… Öyle sanıyorum ki, Avrupalı mâliyecilerin Türkiyede yaptıklarını sinsi bir vahşet olarak isimlendirmek hatâlı olmaz.

*- Cilt 266- Yıl 1909,- Sayfa 329 ( Noel Buxton) :

… Türklerin şimdi en çok savaşması gereken şey, cehâlet ve vatanlarını Avrupalı hırsızlardan korumaktır.

*- Sayfa No: 180 -Belge No: 161- 30 Temmuz.1910

… Aslında Fransız mâliyecileri, Türkiyenin hayat kanını emmektedirler.

*- Sayfa No: 550- Belge No: 554- 24 Şubat 1912

… Kral Ferdinantın en büyük ihtirâsı İstanbul merkez olmak üzere Bizans İmp.luğunu kurmaktır.

… Şimdilik Avrupa Türkiyenin çözülmesini bekliyor, o zaman vilâyetler kucağına düşecek.

*- Sayfa No: 673- Belge No: 696 3 Eylül 1912 (Mr. Marlingden Sir E. Greye)

… Şimdiki durum yalnız Balkanları ve Avrupayı değil fakat Arapları, Ermenileri, Kürtleri ve diğer ırkları da İmp.luktan ayırmaya çalışmak olmalıdır.

*- Sayfa No: 6- Belge No: 9- 9 Ekim 1912 (Sir.G. Buchanondan, Sir. E. Greye)

… Bütün Avrupa Türkiyesi hıristiyanlara ait olmalıdır…. Girit sorunu da Yunanistan lehine çözülmelidir.

*- Sayfa No: 88- Belge No: 113- 3 Kasım 1913 (Lord Kicthenerden Sir E. Greye)

… Türklerin çöküşü tamamlanmış görünüyor… Sudanda Türklerin hak diye ileri sürdükleri ne varsa İngiltereye geçmelidir.

*Cilt X- Sayfa No: 50- Belge No: 59 29 Ekim 1913 (Sir A. Nicholsenden Sir G. Hardingeye)

… İmroz ve Bozcaadaları hariç bütün adaların Yunanlılara bırakılmasını sağlayalım.

*- Sayfa No: 164- Belge No: 180 23 Aralık 1913 (Sir E. Greyden Sir E. Mallete)

Yunanistanın adaları alacağı konusunda anlaştık. Size söyleyeceğim en iyi husus kuvvetlerin Yunanistan lehine Türkleri oyalamakta olduklarıdır… Ermeniler hakkında yapacağımız teklifleri Türkleri korumak gibi göstermeliyiz… Türkiye dağıldığı zaman Almanlarda kendi paylarını alacaklardır… Türkiye yeni borçlar bulmazsa çökecektir.

*- Sayfa No: 262 – Belge No: 286- 16 Haziran 1914 (Mr. Erskineden Sir E. Greye)

… Amiral Kerr bana gizlice Türk Donanmasını mahv etmek için plânları olduğunu anlattı.

*- Sayfa N0: 381- Belge No: 429- 14 Aralık 1913 (Mr. Obeirneden Sir E. Greye)

… Ermeni ayaklanması Türklere bir harp ilân etmenin en iyi aracıdır… Alman ordularının Türklerin yanında olması üçlü anlaşmayı kuvvetlendirecek, bu reformlara yol açacak ve sonra bir Ermeni isyanı olacaktır.

** ( Günümüzde de Türkler aleyhine yürümekte olan Ermeni propagandasını daha yakından anlayabilmek için bir iki küçük -aşağıda- ek yapmağı uygun gördük. E.U)

…Avrupalı emperyalistler amaçlarına varmak için bütün insanları yok etmeğe hazırdırlar ( Müslüman Asyada Kuvvetlerin Mücadelesi Sayfa 14)

Prof. Phillip Marshall Brown: Avrupalı Devletler emperyalist amaçlarına varmak için Orta- Doğu halklarının gereksinimlerine kulak tıkadılar, hatta bu insanları kuvvet dengesi için kurban gibi fedâ ettiler. ( Olaylı Yıllar Cilt 2 Sayfa 148)

… Prof. John Dewey:
Halkın nefret ettiği yabancı kuvvetler, bu memleketlerden elde ettikleri kukla hükümetleri öyle haince kullandılar ki işte emperyalizm.
( Politik Yeni Cumhuriyet Sayfa : 268- 12 Kasım 1924)

Türkiyede Amerikan Protestan misyonerleri……Misyonerler bütün çalışmalarını Rum ve Ermenilere yönelttiler.Amerikan misyonerlerinin en büyük başarısı kolejler vasıtası ile oldu.İstanbuldaki kolej 1840da Robert kolej adını aldı. İlk talebelerin hemen hepsi Ermeni gençlerindendi.Bu koleji bitirenler,zamanla birçok milletin lideri durumuna geldiler. Buradan çıkan Bulgar öğrencileri, Bulgaristandaki milli hareketin başına geçtiler….Amerikan Protestanlarına göre Müslümanlar kafirdir,bu yüzden onların aleyhine propaganda yapıp,insan kasabı oldukları efsanesini yayıyorlardı…. Misyonerler Ermenileri Müslümanlara (Türkler) karşı hazırladılar, dinamit yapmasını öğrettiler ve her fırsatta onları İslâma karşı kullandılar.



*-Sayfa No:486 -Belge No:545 8 Haziran 1913 (Sir G.Buchanondan Sir E.Greye)

…Ruslar, Majeste hükümeti Türk sınırında yaşayan Kürtler arasında da huzursuzluklar çıkartıyorlar, zayıf Türk otoriteleri bunu bastıramaz ve biz buna katlanmayız dediler.

*- Sayfa No:501 Belge No:562 22 Haziran 1913 (Sir E.Greyden Lord Granvilleye)

… Altı ilin birleşik bir Ermenistan için ayrılması Asya Türkiyesindeki diğer ırklarında aynı yolu tutmasına neden olacaktır.

İNGİLİZ DIŞ POLİTİKA BELGELERİ: 1919-1939

*-Sayfa 86 12. Temmuz. 1919
Yunanlılar Aydında boş yere kan döktüler.

*-Sayfa 95 …. Türkler sadece Yunanlıların istilâsına uğradıklarını sanıyorlar ve onlarla savaşmaya hazırlanıyorlar, ancak Yunanlılar müttefik plânının bir parçasıdır.

*-Sayfa 106-132 … Türkleri rahatsız etmeyelim ve Türklere harbin bittiği izlenimini verelim…. Yunanlılarla İtalyanlar aralarında anlaşıp nereleri işgâl Edeceklerine karar veriyorlar…. Türklere bu işlerin duracağı hissini vermeliyiz.

*-Sayfa 138 …. Yunanlılar İzmirde katliam yapıyorlar…

*-Sayfa 241 - Mekkede Şerif Hüseyin 1915-1916 da İngilizlerle bir anlaşma yaptı. Ayrıca 2. Kasım. 1917 de Filistinde bir Musevi devleti kurulması için Beyanname (Balfour Beyannamesi) imzaladı. 1918 Ekim ayında Gnr. Allenby emir Faysala garanti verdi. Ayrıca Fransız büyükelçisi ile Rus dışişleri arasında 13-16 Nisan. 1916 da Skyes-Picot Anlaşması yapıldı. Buna göre:

1. Erzurum, Trabzon, Van ve Bitlis Rusyaya katılıyor.

2. Van, Bitlis, Siirt, Aladağ, Akdağ, Yıldızdağ, Zara ve Harput bölgesinde bir KÜRT DEVLETİ kuruluyor.

*- Sayfa No:388-Belge No:278- 11.Ağustos.1919

Emir Faysal ın Mektubu


… Bütün Müslümanların gözleri İngiltereye dikilmiştir. Türk Müslüman imp.luğunun yıkılmasında asıl kuvvet olan Araplar şimdi ödüllerinin ne olacağını bilmek istiyorlar. Babam İngilizlerin vaatlerine inanarak Türklere karşı savaştı. Eğer, isteklerimiz yapılmazsa sizlere karşı da savaşırız. Halifelik ve mukaddes yerlerimiz Allahın izni ve Türkler sayesinde bütün kaldı, şimdi Müslümanların içinde El Hüseyin Bin Ali diye biri vardır Hicaz Krâlı . Açıkça İngilizlerle bir olduğumuzu,İngilizlerin mukaddes yerlerimizin koruyucusu olduklarını ilân ediyor.

*-Sayfa No: 635-25Haziran 1919- 13 Şubat 1920 arası Konferansta Türk Meselesi:

… Majestenin hükümeti Türk ön Asyasına dört gizli anlaşmaya dayanarak girdi.

1. 1915 Mart ve Nisanında yapılan İstanbul Antlaşması. İngiltere – Fransa ve Rusya arasında.

2. 26 Mart 1915 teki Londra Antlaşması. İngiltere Fransa ve İtalya arasında.

3. 1916 da Skyes-Picot Antlaşması. İngiltere – Fransa ve Rusya arasında.

4. 1917 de St. Jean de Meaurienne Antlaşması. İngiltere – Fransa ve İtalya arasında.

*- Sayfa No: 643- Belge No:426-25 Haziran 1919

… Amerika Cumhurbaşkanı Wilson Türkler Avrupada çok uzun zaman kaldılar ve oradan tamamen temizlenmelidirler dedi.

*- Sayfa No: 654- Belge No: 433- 28 Haziran 1919 (Amiral Webbten Sir R. Grahmana)

… Çanakkale Savaşında bir hayli şöhret yapan Mustafa Kemal başbakan tarafından Samsuna müfettiş olarak gönderildi. Başbakanın(sadrı azam) niyeti kötü değildi, ama Mustafa Kemal Samsuna gittiğinden beri milliyetçi hareketlere girişti. Başbakan onu geri çağıracağına söz verdi.

*- Sayfa No: 678- Belge No: 451- 10 Haziran 1919 (Amiral Sir A. Cathorpeden Lord Curzona )

…Binbaşı Noel Kürt şefleri ile görüş birliğine varırsa bundan faydalar sağlayacağını söylüyor. Kürt şeflerinden İstanbulda (Seyit) Abdülkadir ve Bedir Han ve daha az önemli kimselerdir. Bunlar şüphe uyandırmamak için Noelden ayrı olarak Kürt bölgelerine gidecekler, … Kürtler henüz Mustafa Kemale karşı ayaklanmadı ama Noel bunu sağlayacağından emin.

*- Sayfa No: 693-Belge No: 464- 21 Temmuz 1919 (Mr. Hohlerden Sir E. Tilleye )

… Benim problemim KÜRTLER.Noel Bağdattan buraya geldi… Kürtlerin peygamberi olmak istiyor… Korkarım ki Noel bir Kürt Lawrencei olabilir. Mezopotamya şimdi bizim olacağına göre, ona, bir KÜRT DEVLETİ kurdurup kuzey dağlarını böylece koruyabiliriz. (Seyit) Abdülkadir ve onun gibilerle konuştum. Onlara etki edebilmek için biz de Türklere hile yapıyoruz. diye belki beş defa tekrarlamak mecburiyetinde kaldım.. Ancak,Kürtlere fazla güvenilmez. Majestenin Hükümetinin amacı Türkleri azami derecede zayıflatmak olduğuna göre Kürtleri bu şekilde harekete getirmek fena bir plan değil…Kürt partisinde aktif olan tanınmış Kürtler:… Şeyh seyit Abdülkadir (Başkan), Mevlan Zade Rifat (gazeteci), Emin bey (memur). Bunlar, Wilson prensiplerine göre hak iddia ediyorlar….. Sulh şartları Müslümanların çok aleyhine ve Hıristiyanların çok lehine olması üstelik BÜYÜK ERMENİSTAN hakkında söylentiler, Kürtleri Türklerin yanına itiyor.

*-Sayfa No:723-Belge No:478 -9 Ağustos 1919

… Avrupalıların verdikleri raporlara göre,İZMİR de ilk adımda Yunanlılar 20 bin Türk'ü öldürmüşler….Yunan orduları İZMİR halkını sindirmeye çalışıyor.Bütün bölgeyi harabe haline getirdiler.

*-Sayfa No:735 -B492,493- 19 Ağustos 1919 (Amiral Webb den Lord Curzon'a)

….Amerika Trabzon ve Erzurumu içine alan bir ERMENİSTAN ı himaye edecek. Geri kalan dört ilde bir KÜRT DEVLETİ olarak İngilizlerin himayesine bırakıyor… Başkan Wilson,Türklerin, Kürtlerin ya da diğer Müslümanların Ermenileri korumalarını,aksi halde Türk İmparatorluğunun ortadan kaldırılacağını, kendilerine çok kötü sulh şartlarının zorla kabul ettirileceğini,söylüyor.Başbakan bundan çok etkilendi…

*-Sayfa No:742-Belge No:498-27 Ağustos 1919 (Mr.Hohlerden Mr.C.Keere)

…KÜRTLERİN ve ERMENİLERİN durumu beni hiç ilgilendirmez.Kürt sorununa verdiğimiz önem Mezopotamya bakımındandır.Diğer taraftan Wilson beni korkutuyor,ajanları devamlı hatalar yapıyor.Noele gelince,fanatiğin biri ERMENİSTAN ın ve KÜRDİSTANIN SINIRLARININ KESİN OLMADIĞI konusunda sizinle aynı fikirdeyim…. KÜRT SORUNU Mezopotamyada tatminkar bir sınır oluşturmak içindir…

*-Sayfa N O:745-Belge No:500,501 -31 Ağustos 1919 (Mr.Balfourdan Lord Curzona)

…İzmirde oturan İngilzler Yunanlıların İzmiri idaresinin çok kötü ve çok haince olduğunu söylüyorlar.Bunun nedeni,YUNANLILARIN ÇOK KÖTÜ YARADILIŞTA İNSANLAR OLMALARI..Amerikalılar,Türkleri tehdit ederek Ermenilere bir şey olursa kendilerinin son adamlarına kadar ortadan kaldırılacağını söylüyorlar.

*-Sayfa No:756-Belge No:509 (Akhisar kontrol memuru tarafından bildirilmiştir)

…Türk askerinin …telefon hatları bile yok..Bu kuvvetlerdeki askerler günde 50 kuruş,subaylar 100 kuruş almaktadır… Bu insanlar Yunalılardan nefret etmektedir ve kahramanlıkları da bilinmektedir. Özellikle dağlık bölgelerdeki ZEYBEK ve YÖRÜKLER korku nedir bilmezler… Yunanlılar köyleri yakıp kadın ve çocukları öldürünce, kadınlara tecavüz edince harekete geçtiler.

*-SayfaNo:763-Belge No:713-17 Eylül 1919 (Amiral Sir F.de Robeckden Lord Curzona)

…Bu hükümetin kabul edeceği sulhu milliyetçiler kabul etmeyecektir. 1908 de de, şimdi de Başbakanlar bizim dostumuzdu, Başbakan (sadrıazam) İtalyan komiserinden, şehir milliyetçiler tarafından tehdit edilrse ne yapacağız diye sordu..

*Sayfa No:792-Belge No:523- 27-Eylül 1919 (Albay Mayner Tzhagemdan Lord Curzona)

… Noel gayet tehlikeli bir şekilde Türklerin aleyhinde çalışıp Kürt propagandası yapıyor.

*Sayfa No:785-Belge No:530,543- 30 Eylül 1919 (Amiral Sir F.D Robeckten Lord Curzona)

… Sultan İngiliz otoritelerinden kuvvet kullanarak milliyetçileri durdurmalarını istedi … Başbakan(Sadrazam) ve içişleri Bakanı ( Dahiliye Nazırı) durumun kötülüğünü kabul ediyorlar ve asileri bastırmak için müttefiklerden izin istiyorlar…Başbakan (sadrazam) Ferit Paşa Hükümeti milliyetçilere karşı savaş ilan etti ve milliyetçilerle konuşulamayacağına karar verdi… İngiltere Türklere karşı olan savaşta başrolü oynadığı halde bugün Türk gazetelerinde ve hatta milliyetçi gazetelerde bile İngiltere iyi bir yerde.

*Sayfa No:817- Belge No:548- 10 Ekim 1919 (Harbord tarafından)

… İstanbuldan Mardine kadar bütün bölgeleri gezdik… Türklerin Ermenileri öldürmek istediklerine dair bir işaret görmedik… Üç ay önce Ermenilerin

tek bir adam kalmayıncaya kadar kesildiğini duymuştuk, halbuki duyduklarımızın hiçbiri doğru değildi.Fransızlar Türkleri mandaları altına almak istiyorlardı, bunun için de dünyanın şüphesini Türklerin üzerine çekmek gerekirdi.

*Sayfa No: 826 Belge No: 549- 15 Ekim 1919 (Amerikan Radyosu konuşmasından)

… Mustafa Kemal bana dedi ki: Bizim hükümetimiz yabancı hile ve müdâhaleleriyle zayıflatılmıştır. Milliyetçilerin İngiliz ve Fransızlardan yardım aldığı yalandır. İngiliz sermayesi Türkiyeyi mahvediyor. Biz İngilteredeki eski Türk Dostları Cemiyeti Başkanı Adil Beyin 200 bin Sterlin, Konya Valisinin 150 bin Sterlin ve belki de Ankara Valisinin bu miktar para aldığını biliyoruz.

*Sayfa No:828- Belge No: 553-19 Ekim 1919 (Mr. Ryandan rapor)

… Milli kuvvetler gittikçe geliştiği için, silahların bırakılmasına rağmen 40 bin kişilik bir hükümet kuvvetinin milliyetçilere karşı kullanılaması istendi.

Başbakan (sadrazam) bu isteği derhal kabul etti. Ancak, İzmirde cinayetlere ve kadınlara yapılan tecavüzlere karşı kurulan kuvvetleri bunlarla karıştırmamak gerekir dedi.

*Sayfa No:831-Belge No:511-14 Ekim 1919 (İngiliz Yüksek Komiserliğinden Amiral Sir D. Robecke)

… İtalyanlar İzmirdeki Müslümanların dinlerini değiştirip İtalyan vatandaşı yapmak istiyorlar… Fakat benim anladığım Türklerden çok korkuyorlar.

*Sayfa No:873- Belge No: 585- 11 Kasım 1919 (Amiral Sir F. Robeckten Lord Curzona)

… İstanbula Ermeni ve Rum göçmenleri geliyor. Amerikalılar bunlara yardım ediyorlar… Ayrıca İzmir bölgesinde evleri yandığı ve yıkıldığı için evsiz barksız kalan Müslümanların durumu da bizi hayli utandırıyor. Şimdi her tarafta milliyetçi adı altında çeteler türedi. Mustafa Kemal ve adamları bütün yabancıların ve özellikle İngilizlerin gitmesini istiyor.

*Sayfa No:907-Belge No:609-28 Kasım 1919 (Mr. Kitsondan Sir. E. Crowea)

… Ermenilerin Müslüman komşularını kesmesinden hiç şüphe etmem… Taşnaklar müthiş bir vahşetle çalışıyorlar… Kürtlere her nekadar inanmasak ta onları kullanmamız çıkarımız gereğidir. Doğu illerine gelince; Türklerle harp etmeden o bölgeleri Ermenistan ve Kürdistan diye bölemeyiz.

*Sayfa No:917- Belge No: 613-28 Ekim 1919 (27 Köyün Eşrafından Konyadaki İngiliz Yüksek Komiserinin aldığı mektup)

… Milli kuvvetler adı altında bir grup, Müslüman ve Hristiyanları öldürmektedir. Hayvanlarımızı elimizden alıyorlar, telgraf hatlarımızı kesip bizim sizlere haber vermemizi önlüyorlar. Bizim hükümetimiz zayıf olduğu için milliyetçileri ezemez. Milliyetçileri ezmek için İngiliz hükümetinin bize yardım elini uzatması için yalvarırız. Aşağıdaki köylerin eşrafı tarafından imzalanmıştır: < Soğucak Kovanlı – Hacı Yunuslar Dumnu Karabayır Uluslar Seyit Citret Bekle Sat Yalnızca Kiraz – Elma ağaç Beybahin Fakirtepe Ekitse Sarıca Sarıskat Akçapınar – Ahırlı-Günce – Gün – Ali Çerçi Fatma Sorkun Mervesti >

*Sayfa No:925 -Belge No:620 9 Aralık 1919 (Amiral Sir F. de Robekten Lord Curzona)

…Mr. Hohler Kürt meselesi hakkında Kürt başkanı olan Şeyh Sait Abdülkadir Paşayla görüştü. Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumdalar.Bu ara Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kuvvetler , Kürtleri Mustafa Kemale karşı kullanmak için her parayı ödemeye hazırdırlar..

*Sayfa No:932-Belge No:632 -22 Aralık 1919 (Türk meselesi hakkında ikinci toplantı):

…Türk Hükümetinin parasal bakımdan iflas ettiği.Çatalca hattı dışında Türklere yer verilmemesini ,kapitülasyonlara çok benzer bir sistemin kurulmasını,Türk ordu ve donanmasının ancak jandarma örgütü haline getirilmesini,Erzurumun Ermenistana verilmesini,12 adanın Yunanlılara verilmesini,..

*Sayfa No:966-Belge No:633,219 -26 Aralık 1919 (Türk meselesinde üçüncü toplantı):

…Kürt kabileleri İngiliz ve Fransız hakimiyetine konacak, KÜRDİSTAN da hiçbir şekilde TÜRK BIRAKILMAYACAK. Bir tek KÜRT DEVLETİ mi yoksa bir çok küçük KÜRT DEVLETİ mi kurulacağı düşünülecek. Ermenilerine Amerikalılar kanalı ile SİLAH sağlanacak … İstanbulda gizli bir örgüt kuruldu .Milliyetçileri vatan haini ilan ediyor…

*Sayfa No:992-Belge No:646- 4 Ocak 1920 (Lord Curzonun notları)

…Türkler Avrupadan atılmalıdır.Amerikalı Senatör Lodge'ın dediği gibi; İstanbul Türklerden tamamen alınmalı,bir veba tohumu olan; savaşların yaratıcısı,komşuları için bir küfür olan Türkler Avrupa'dan silinmelidir.

*Sayfa No:1003 Belge No:647 -25 Aralık 1919 (Mr. Ryanın raporu):

…Milliyetçiler şimdi ki yol kullanıyor: Milliyetçi ol, çünkü İslamı kurtaracak tek yol odur. İslama sadık ol, çünkü senin milli varlığını kurtaracak tek yol odur… Bu fikirlerin her ikisi de İslam dünyasındaki İngiliz hakimiyetini mahvedebilir. BİZ; GERÇEK İDEALİ DİN GİBİ DAVRANACAK ÇIKARCI GRUBU İDARECİ OLARAK GETİRMEYE ÇALIŞACAĞIZ… Panislamizmi ezemeyiz, bu tıpkı Batıdaki milliyetçilik gibidir.Bizim şimdiki amacımız bölmek, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır…

*Sayfa No:1062-Belge No:667-22 Ocak 1920 (Amiral Webbden Lord CURZON'a):

…Bayburtta Şeyh Kürt Ali milliyetçilere karşı harekete geçti..

*Sayfa No:42-Belge No:6 (Lonra Konferansı):

A-Türkiye özerk devlet olmalıdır.

B-Boğazlar uluslar arası olmalıdır.

C-Türkiye özerk ERMENİSTAN'I tanıyacaktır.

E-Azınlıklar ,kuvvetlerin himayesinde olacaktır. .

Lloyd George göre: Türkler yüzlerce yıl Avrupada kaldılar ve Avrupadaki bütün belaların başı oldular. İstanbul Türk değildir, Yunanlılarındır.Türkler oradan atılmalıdır.



İtalya delegesine göre: Boğazları işgal edelim, böylece Türkler merhametimize kalır

Sayfa No:54 Yunanlıların İzmire çıkışına biz izin verdik…Lloyd George, Yunalıların İzmirde ticari çıkarları var, diyor…

Mr.Cambona göre : Türklerin mali kontrolü mümkündür, Türklerden kimse bu işi anlayamaz. Biz bu durumdan yararlanarak Türkleri mali ve idari kontrole alırsak, durum her bakımdan düzelir…. Müttefiklerin Türkiyede çok önemli mali ve politik çıkarları vardır.Boğazları kontrol edip para alsak ,yılda 1 milyon sterlin toplarız…

*Sayfa No: 81-293-Belge No:10-16 Şubat 1920 (Londra Konferansı)

… Ermenistana altı ilden başka Trabzon ve Adana da verilmelidir. Amerika Ermenistana yardım edecektir… Trabzonda bir tane bile yok, Ermenisiz bir Ermenistan biraz gülünç olmuyor mu, deniliyor…küçük bir Türk Devleti kurulmalı, Kapitülasyonlar adli işlere de uzatılabilir.Japonyadan kapitülasyonları kaldırdık çünkü, onlar kuvvetliydi başka çaremiz yoktu. Türklerin kafası daha az işler (Turkish mind was far less precise than the Japanese)

Bu nedenle kapitülasyonlar adli işlere de uzatılabilir. Lloyd George ve Lord Curzon, … Amerikalı Yahudiler de Lloyd Georgea telgraf göndererek parçalanan Türk yurdundan hisse istiyorlar… Türkleri yatıştırmak için İzmir üstündeki isteklerini kabul etmiş görünelim. Yunanlılar daha fazla asker çıkartsınlar, sonra Türk isteklerini kabulden vazgeçeriz…

İtalyan S. Nitti, < Türklerin bütün arazilerini ellerinden aldık, bari ağır borç altına sokmayalım> diyor… İzmire bir Türk bayrağı asarak, Türk varlığını kabul etmiş görünelim… Venizalos < Türk bayrağı şehrin dışına asılsın, Giritte de Türk bayrağı ada dışında bir kayalıkta asılıydı> diyor… İngiltere; Kürt devleti kurmak istedikleri bölgede çok fazla maden olduğundan emin…

Lord Curzon, < Erzincan da Ermenilere verilmeli, Karadenizde de bir Lazistan kurup Ermenilerin mandasına verilmeli ve İstanbulu boşaltmak için Mustafa Kemalin adamlarını neden olarak ileri sürebiliriz> diyor.

*Sayfa No: 291,297,300- Belge No:36,37,38- 28 Şubat 1920 ( İngiliz Dışişlerindeki Toplantı)

… Lloyd George
< İstanbuldan Türkleri çıkartmalı>… Mr. Cambona göre: < Bütün sıkıntı Mustafa Kemal Paşa tarafından yaratılıyor ve Sultan onu kontrol edemiyor>… Fransız gruplarının 1/3ü Fransız askerlerinden gerisi yerli Ermenilerdendir… İstanbuldaki komiserimiz, bu olayları önleyemezse Sultanı İstanbuldan atacağımızı bildirerek tehdit etsin… Erzurumun yeni kurulacak Ermeni Devletine katılacağı bir sırada; Mustafa Kemal olmasaydı Ermenilerin bir şansı olurdu… Mustafa Kemalin askerleri hiç para almıyor, onları harekete geçiren vatan aşkıdır.

*Sayfa No:338,358,411,450,570-Belge No:42,45,50,55,62,66 -3-20 Mart 1920 (İngiliz Dışişlerindeki Toplantı)

… Sonuç: Mali işler Türklerin eline hiçbir şekilde bırakılamaz. Ayrıca bütün işgâl masraflarını ve toplanan bu komisyonların parasını da Türkler verecek…

Sinyor Litti, < Türkler İzmiri isteyeceklerdir, bizde pekâla, İzmiri işgâl için yaptığımız bütün masrafları verin deriz, tabii Türkler bunu ödeyemeyeceklerine göre İzmirde bize kalır> dedi. Buna karşılık: Loyd George; < bizim Suriyedeki birliklerimiz oradan çıkacak, yani bunun masrafını biz mi, ödeyeceğiz? Hiç böyle saçma şey olur mu? Hepsini Türkler ödemelidir. İngiliz vergi müfettişleri bu iş için 750 milyon Sterlin ödediler, bütün bunları Türklerden altın olarak alacağız, Türklerin altın stoklarını ele geçirmeliyiz> dedi…

Mr. Cambon,< ilk yapacağımız iş bunların milliyetçi liderlerini yok etmek olmalıdır> … Lloyd George < Sultan(Vahdettin)a şöyle deriz: Biz bütün etleri alıyoruz sen de birkaç kemikle yetin. Gerçekte Türkiyeden geriye ne kaldı?

En zengin, en verimli toprakların hepsi ve imp.luğun yarısı gitti. Bütün bunlara ilâveten Boğazlar işgâl edildi, üstelik bütün masrafları da Türkler ödeyecek…Türklerin şöhreti yalancı bir şöhrettir ve müttefikler hâlâ bu şöhretten dehşet duymaktadırlar. Türklerle ancak savaşarak başa çıkılabilir … Bir Ermenistan kurma hülyası ölecektir ancak bu bir Kürdistan kurulması anlamını taşır. Müttefik kuvvetler Türk kuvvetlerini gözlerinde fazla büyütüyorlar, şimdi bizim 160 bin ve Türklerin 80 bin askeri var. Fransız, İngiliz, İtalyan ve Yunanlılardan oluşan, her iki asker bir Türk askerini yenemez ise Türklerin bütün isteklerini kabul edelim>…Mr. Cambon, < Türklerin hiçbir kaynakları yoktur derken yanılıyorsunuz. Şayet Türkler kızarlarsa, Yunanlıları İzmirden denize dökerler>…

Aynı toplantıda alınan kararlardan:

1. İstanbul resmen işgâl edilecek ve bahane olarak Türkiyedeki azınlıklara kötü davranıldığı ileri sürülecek.

2. Türklere sulh şarlarını kabul ettirirken, çıkacak ayaklanmalara karşı koymak için İstanbuldaki milliyetçi liderler tevkif edilecek. İstanbul Hükümetine 24 saat süre verip Mustafa Kemali ve bütün kuvvetlerini dağıtması istenecek. Aksi halde, Yunanlıların bu işi yapacağı söylenecek.Mr. Churchill, < Biz bir taraftan Mustafa Kemale mektup gönderelim diğer taraftan da Yunanlılara fırsat verip Mustafa Kemalin adamlarını yakalatalım, böylelikle Türklerin prestijini sıfıra indiririz>.

3. Tarihi ve artistik değeri olan mallar alıp götürülecek.

Lord Curzon: < Türkler için askerlik mesleği tamamen kapanmıştır. Şüphesiz Türkler askerlik yapmak isterlerse başka bir yere gidebilirler. Fransız lejyonu onları kabul edecektir. Maafih İngiltere buna dahi itiraz eder. Çünkü, Türkler diğer düşmanlarımızdan çok farklıdır, başka bir yerde bile askeri eğitim görmeleri iyi değildir.

*Sayfa No: 642-Belge No:71 2. Ek. -25 Mart 1920 (Gelecekteki Ermeni Devletinin kurulması hakkındaki rapor)

Ardahan, Batum ve İmer Vadisi verilecektir. Ermenistanın, Kürdistan ve Türkiye ile olan sınırlar şöyledir: Karadenizde Yanbatı Deresi… Erzurum ilinin batı sınırı, Bitlis suyu.

*Sayfa No:93-Belge No:1/98-18-26 Nisan 1920 (Sanrema Konferansı)

…Türkiyenin sınırları: Erzurum Ermenilere verilecektir. Böylece, büyük Ermeni Devleti teorisi yerine gelecektir. İtalyan Nitti, <…Erzurumda Türkler çoğunlukta olduğu için bir yolunu bulup Türkleri oradan atmalıyız. Erzurum, son zamanlarda milli hareketin merkezi olmuştur.> Mr. Berthelot, < Mustafa Kemal ve kuvvetleri rüşvet verilerek yada başka bir yoldan ortadan, kaldırılabilir.> … Mr. Aharonian, < Mustafa Kemalin ordusu, sizin sandığınızdan çok daha küçüktür ve başı boş bir ordudur. >

Lloyd George, < Eğer, Erzurumsuz Ermenistan olacaksa, bu hiçbir zaman bir Ermenistan olmayacaktır > dedi.

… Azınlık gruplarının her türlü hakları korunacaktır. İleride hür Kürdistan kurulması sağlanacak, Güney-Anadoluda İtalyan, Diclenin batısında İngiliz çıkarları korunacaktır. Yunanlıların çıkarı olan bölgeler, Yunanlılara verilecektir. Türkiyenin herhangi bir yerinde özel çıkarları olan büyük devletler o bölgedeki azınlıkları da idaresi altına alacaktır.

*Sayfa No:324-Belge No:33- 21 Haziran 1920 (Villa Belledeki toplantı)

… Lloyd George
, < Mustafa Kemalin başarısı Araplara da sıçrayabilir, bu nedenle mutlaka ezilmesi gerekir… Yunanlıların çarpışma yeteneğini büyüttük, Türklerinkini de küçülttük>.

*Sayfa No:443-Belge No: 47-7 Temmuz 1920 (Villa Franeusedeki toplantı)

…İstanbul Hükümeti yanlı bizim için değil, bütün dünya için tehlikeli olan Türk milli hareketini bastırmakta bize yardımcı olabilir… Savaşın iki yıl uzamasına sebep olan Türklere hiçbir şekilde merhamet edemeyiz…Mr. Venizalos, < İmkânı olsa Türklere silahtan başka bir yol kullanabiliriz fakat Türkler silahtan başka bir şeyden anlamazlar.>

*Sayfa No:553-Belge No:62-11 Temmuz 1920

…Türk Hükümetine verilen cevap: Türk Hükümetinin mesajını dikkatle inceledik. Türkler… savaşa girerek insanlığın kayıplarına ve sefaletine sebep oldular… milyonlarca insanın ölümüne ve milyarlarca sterlin kaybına sebep oldular. Dünyada özgürlüğün yeniden kurulması için Türkiyenin ödeyeceği bedel çok fazladır… Türklerden başka ırklar devlet haline getirilecektir. İzmir ve Trakya Türklerin elinden alınacak, Amerikan Cumhurbaşkanı(Wilson)nın karar vereceği sınırlar içerinde hür bir Ermenistan kurulacaktır… Türklerin uygar dünyaya bir daha ihanet etmemesi için sıkı tedbirler alınacaktır bu sebeple Türkiye küçük bir devlet haline getirilecektir… Türk halkının emperyalist arzuları silinecektir.

Boğazların özerkliği konusuna gelince:

Boğazlardaki bütün askeri tesisler tıkılacak, sahiller ve adalar silahsız hâle getirilecektir.
Silahsızlanma masrafları Türkler yada Yunanlılar tarafından ödenecektir.
Adalarda müttefik kuvvetler haricinde hiçbir asker bulunmayacaktır.

Türk Jandarmaları bizim emrimiz altında olacak, Türk borçlarının hepsi Türkler tarafından ödenecektir. Eğer, anlaşmayı imzalamazsanız Avrupadan kesin olarak atılacaksınız. İncelemeniz için 10 gün müddet veriyoruz.

*Sayfa No:846-Belge No: 98-22-23 Ağustos 1920 (İngiliz ve İtalyan Başbakanlarının görüşmesi)

…Llyod George, < Türkler bize ihanet ettiler. Çanakkalede binlerce insanımız öldü. Şimdi Türklerin ölümüne kim bakar.>

*Sayfa No:589 Belge No:533-11 Nisan 1920 (Lord Curzondan Mr. Wardropa)

…Ermeni Bogos Nubar Paşa ve Mr. Ahoromiyanı azarladım. Türkleri öldürmek için silahların Azerbaycanlılara karşı kullanılmasının aptallığını anlattım.

*Sayfa No:629- Belge No:590- 4 Temmuz 1920 (Amiral Sir F.de Robeckten Lord Curzona)


… Mr. Khatissian, 25 bin tüfek aldıklarını, ayrıca Ermeni ordusunda 30 bin Rus yapısı tüfeğin ve bir milyon merminin bulunduğunu Yunan ilerlemesi başlayınca Ermenilerin de derhal saldırıya geçeceklerini bildirdi.

*Sayfa No:4- Belge No:6-23 Şubat 1920 (Amiral Sir F.de Robeckten Lord Curzona)

…Anadoludaki bütün hareketler Mustafa Kemal Paşa tarafından düzenlenen milli hareketin parçaları olarak düzenlenmektedir… Damat Ferit milliyetçi harekete karşı asker göndermek istiyor… Aldığımız kararlara saygı göstermeyen tek halk Türk halkıdır.

*Sayfa No:17,26-Belge No:17,23- 9 Mart 1920 (Amiral Sir F.de Robeckten Lord Cırzona)

… Türkler Yunan idaresi altına girmezler, özellikle Yunanlıların İzmirde yaptığı kepazelikten sonra İngiliz subayları ve bizim adamlarımız Türkleri öldürmekte, Yunanlılarla iş birliği yapıyorlar. Bizim Türklere gösterdiğimiz şiddet anlaşılır şey değildir… Türkler müthiş savaşçıdır, cephaneleri azdır, hiç ulaştırma araçları yoktur… Türklerle yapılacak sulh anlaşmasında Kürdistanda Türklerin hiçbir hakları kalmayacaktır. Kürdistanda durumdan emin olmalıyız, Kürtler bile ne istediklerini bilmiyorlar. Erzurum Türklerin en kuvvetli kalelerinden biridir, çok büyük bir Türk toprağının Ermenilere verilmesine göz yummazlar… İngiliz İmp.luğu bir zamanlar Türk İmp.luğunun olan bütün bölgeleri elde etmiştir.

*Sayfa No:43-Belge No:27-18 Mart 1920 (Amiral Sir F.de Robeckten Lord Curzona)

… Anadolu hareketinin nedeni Yunan işgali ve yaptığı dehşet verici eylemlerdir. Ayrıca büyük Ermenistan ve Pontus Devletlerinin kurulması bu hareketin sebebidir.

*Sayfa No:49-Belge No: 33-26 Mart 1920 (Amiral Sir F.de Robeckten Lord Curzona)

… Kürdistan Türkiyeden tamamen ayrılıp özerk olmalıdır. Ermenilerle Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz. İstanbuldaki Kürt Kulübü başkanı Seyit Abdülkadir ve Paristeki Kürt delegesi Şerif Paşa emrinizdedir.

*Sayfa No:51-Belge No:36-30 Mart 1920 (Amiral Sir F.de Robeckten Lord Curzona)

….Başbakandan (Sadrazam) Mustafa Kemali kötülüyen ve onları hükümetin emrine karşı gelen asiler olduklarını bildiren ve halkın hükümete bağlı olması gerektiğini anlatan bir yazı aldık.

*Sayfa No:61,62-Belge No:48,50-11-15 Nisan 1920 (Amiral Sir F.de Robeckten Lord Curzona)

… Damat Ferit (Başbakan) 7 Nisanda bana geldi, milli hareketi bastırmak için her çeşit moral baskıyı kullanacağını söyledi. Milli harekete karşı organize edilen Aznavur, hükümetin elinde ilk silahtır. Aznavur,Bandırmayı işgâl her türlü etti. Hükümet onu Balıkesir valisi tayin etti ve ayrıca İngilizlerden de yardım istedi. Ben, milliyetçileri ezmek için yine hükümete her türlü yardımı yapacağımı söyledim… Hükümet, milliyetçileri lânetleyen bir bildiri yayınladı, milli harekete karşı bir seri fetva ilan etti.

*Sayfa No:108 -Belge No:103-28 Temmuz 1920 (Amiral Sir F.de Robeckten Lord Curzona)

… Damat Ferit
bana geldi, < Sulh anlaşmasına göre Kürtler ayrı bir devlet olacaklardır, Kürt liderleri Mustafa Kemali sevmez… Siz Mustafa Kemalden nefret ediyorsunuz çünkü o, sizin yaptığınız anlaşmayı kabul etmiyor. O halde Kürtleri Mustafa Kemale karşı birlikte kullanalım> dedi.

*Sayfa No:113- Belge No:110- 1 Ağustos 1920 (Amiral F.de. Robeckten Lord Curzona)

… İstanbulda vaziyet karışık… Şeyhülislam ve Ticaret Bakanı ve Damat Ferit yerinde kalabilirse bize çok faydalı olabilirler. Fakat, halk çok muhalefet gösterirse, onları tutmanın yararı yoktur.

*Sayfa No: 146 – Belge No:144- 23 Eylül 1920 (Mr. Raynın Anadolu Milli Hareketi hakkındaki notu: )

… Türkler yapılan sulhu çok sert ve adaletsiz buldular. İstanbul hükümeti son derece zayıf ve iflas etmiş durumdadır. Milliyetçiler de zayıf, Yunanlılar ise zırhlar içinde pırıl pırıl ve hazır… İtalyanlar politik ve ekonomik bakımdan Türkiyeyi emmek istiyorlar. Kürtlerin, Türklerden ayrılmaları çok güç. Böyle olmakla beraber majestenin hükümeti Kürtleri Kemalistlere karşı kullanabilir. Anadoluyu milliyetçilere karşı cesaretlendirmeliyiz. Halkın milliyetçilerden bıkkın olduğu teorisini yaymalıyız. Ferit Paşa (Başbakan) Anadoluya bir grup gönderip kendi halkı kandırmaya çalışacak…

*Sayfa No:151,154-Belge No:147,150-1-4 Ekim 1920 (Amiral Sir F.de Robeckten Lord Curzona)

… Damat Ferit(Başbakan) şahsi emniyetinden, Sultanın emniyetinden ve kendi adamlarının emniyetinden korkmaktadır. Eğer milliyetçiler Türkiyede idareyi ele geçirirlerse, kendisinin ve Sultanın hayatının himayemiz altında olduğunu söylememe izin verir misiniz?… Ferit söylüyor. Damat Feritin istifası halinde Onun ve Sultanın yurt dışına şerefli bir şekilde çıkmasını sağlamalıyız… Sultan tahtını terk ederse, Ona Türkiyeden çıkması için gereken her türlü yardımı yaparım.

*Sayfa No:157-Belge No:152- 5 Ekim 1920 (Venizelostan Llyod Georgea)

… Türk hükümetinin Mustafa Kemali ortadan kaldıramayacağına kanaat getirdim… Mustafa Kemale karşı tedbir olarak:

*Sayfa No:163-Belge No:161- 23 Ekim 1920 (Lord Curzondan Lord Derbye)

… Damat Ferit istifa etti, şimdi yeni başbakanı ve Sultanı elde etmeliyiz.

*Sayfa No:181-Belge No: 179-22 Kasım 1920 (Sir H.Rumboltdan Lord Curzona)

… İzmirden gelen askeri raporlar iyi değil. Yunanlılar bile askeri disiplinleri olmadığını itiraf ediyorlar. 3. birliğin komutanı Kondylis Salihliden kömür vagonlarının altına saklanarak kaçmış, öyle görünüyor ki Yunanlılar tek başlarına bu işi yürütemeyecekler.

tarihibakıs.com
17 Mayıs 2011



PKK’dan sonra neler olacak?
Orhan SELEN 19 Mayıs 2011 Perşembe

El Kaide ABD’nin Sovyetlerin işgalindeki Afganistan’da kurdurup desteklediği bir örgüttü.

ABD destekli ve CIA Operation Cylone programı adında bir çalışma sonucu kuruldu.

Afganlı Müslümanlar silahlandırıldılar, örgütlendirildiler ve Sovyet askerlerine karşı kanlı bir direniş başlatıldı..

Komünist rejimin intiharı sonunda, Sovyet askerleri Afganistan’dan çekildiler ve ABD’nin sivrilttiği kazık kendisine döndü.

Dünyanın neredeyse her yerinde işgalci, saldırgan, parçalayıcı durumunda olan ABD, 11 Eylül saldırısından sonra birden “mağdur” rolüne geçiverdi.

Bu mağduriyet çerçevesinde önce Afganistan işgal edildi.

ABD kendi yarattığı canavarla savaşmaya başladı.

Arkasından “uydurulan” gerekçelerle Irak işgal edildi.

Saddam gidecek, demokrasi ve huzur gelecekti.

Saddam gitti ama onun yerine günde ortalama 100 kişinin öldürüldüğü bir cehennem ortamı geldi.

İran’a vurma senaryolarI konuşuldu, tehditler savruldu.

Bu toz duman içinde Türkiye’nin çeyrek yüz yıldır başının belası olan PKK gündemde tırmandı.

Güney Doğu’da görev yapmış eski komutanların kitaplarında, ABD’nin PKK’ya verdiği destekler, lojistik yardımlar açıklandı.

İlerki yıllarda CIA ürünlerinden biri olduğu açıklanması olası PKK’ya yıllardır destek sağlayan ABD, beklenmedik bir şekilde ilk ağızdan bu örgütü “terörist “ ilan ediverdi.

Bazı saf yurttaşlarımız Bush’u Erdoğan’ın bu noktaya çektiğini söyledilerdi..

PKK, ABD’nin bize karşı kullandığı bir kozdu. Neden bu kozdan vazgeçti ?

Harekat için hava sahası açtı. Bizi desteklediğini açıkladı.İstihbarat bilgilerini paylaştı..

ABD ile aramızda yeni bir aşk mı başladı?

Yoksa PKK’nın yerini tutacak, hatta ondan daha beter bir oluşuma yer mi açılıyor?

Asala denilen ne idüğü belirsiz örgüt uzun süre dış işleri görevlilerimizi öldürerek Ermeni fanatiklerinin cinayete yatkınlığını kanıtladı.

Asala ortadan çekildi. Neden ve nasıl çekildi, bazılarının uydurduğu masallar dışında pek bilinmiyor.

Asala’nın boşluğu, daha kapsamlı, daha vahşi cinayetlerle PKK eliyle dolduruldu.

Ülkemizde yöneticiler ve danışmanları bir gün sonrasını görecek yeteneğe sahip olmadıklarından, PKK konusunda bir türlü doğru yol bulunamadı.

Güvenlik güçlerinin başarıları sosyal ve iktisadi katkılarla desteklenmediğinden, uyuma ve uyutulmalar PKK’ya toparlanma, yeni saldırılar hazırlama olanakları verdi.

Siyasetçiler çok önemli bir gerçeği bir türlü kavrayamadılar.

ABD ve Avrupa hiçbir şekilde güçlü bir Türkiye istemezler.

Güçlü ve bağımsız Türkiye ABD’in Ortadoğu’daki hayallerinin sonu demektir.

Ordunun Kuzey Irak harekatları PKK’ya maddi ve psikolojik kayıplar verdirdi.

Modern ve güçlü ordumuz Kuzey Irak’tan PKK’yı temizleyecektir.

Ya sonra , ne olacak ondan sonra?

Yıllardır PKK başımıza bela oldu. Resmi rakamlara göre 30 bin insanımız öldü.

Parasal zararımız 400 milyar lirayı geçti.

ABD, geçen süreçte PKK’yı destekleyip, bize karşı kullandıktan sonra birden bire Türkiye’nin çok önemli bir müttefiki olduğunu hatırladı..

Şimdi yanıtlanması gereken soru şudur:

Asala gitti, PKK geldi. PKK gidince yerine hangi kan içici örgütü koyacaklar ?

ABD çıkarı bulunmadığı yerde adama selam bile vermez.

Kaldı ki, henüz PKK bir yerlere gitmiş de değil..

Abdullah Öcalan, siyasi bürosu İmralı’dan yaptığı son açıklamada, 15 Haziran sonrasında patlayabilecek bir iç savaştan söz ediyor.

ABD’nin Türkiye masası hangi senaryoyu hazırladı?

PKK konusunda boşa geçen 9 yıl, başımıza büyük belalar açacak gibi…

UĞUR MUMCU...
Bölücünün Dış Desteği
Gizli Belgelerle..
Atatürk’ün sözde soykırım iddiaları üzerine tespit ve değerlendirmelerini sorularla açıklığa kavuşturalım. Biz soralım, Gazi Paşamız yanıtlasın.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır

Beni hatırlayınız
Kullanıcı küçük betizi
Başkomutan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 2297
Kayıt: Pzt Eki 12, 2009 23:24


Şu dizine dön: Gazete Köşe Yazarları

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x