NATO: Tehlikeli oyunlarla Türkiye’yi savaşa itiyorlar

NATO: Tehlikeli oyunlarla Türkiye’yi savaşa itiyorlar

İletigönderen Erkan Güçiz » Çrş May 23, 2012 18:50

NATO: Tehlikeli oyunlarla Türkiye’yi savaşa itiyorlar

Adı “Atlantic Council” olan ve NATO’nun gayrı resmî basın sözcüsü olan kuruluşun 22 Mayıs 2012 bildirisinde bizim için şöyle deniyor:

    Sonuç olarak, dünya güçleri arasında yükselen ve 1952’den beri NATO üyesi olan Türkiye’ye uzun zamandır kendisinden esirgenen NATO’ da daha ileri bir liderlik konumu verilmelidir. NATO üyelerinin, gelecek on yıl içinde ittifakın bir Türk Genel Sekreterin liderliğinde olmasını dikkate almaları gerekli. Fakat Türkiye de, gazetecilere uygulanan kısıtlamaları kaldırmalı ve İsrail ile ilişkilerini düzeltmeli.

Açıkçası, biz size belki de ileride yerine getirmeyeceğimiz bir şeyler vadedelim, siz de bizim dediklerimizi yapın.

NATO’nun ne menem bir şey olduğunu anlayabilmek için devam edelim.

Washington Post gazetesinde 15 Mayıs’ta çıkan bir yazının ana hatları şöyle:

    Chicago’daki NATO zirvesinde doğal olarak Suriye en önemli konulardan biri olarak görüşüldü.

    NATO defalarca Suriye’ye “karışmayacağız” dediyse de, Türkiye NATO antlaşmasının 4. maddesini öne sürerek, Türkiye’nin güvenliğinin tehdit altında olduğu görüşü ile 5.maddedeki ortak savunma gereğinin doğduğunu iddia edebilir.

    Geçen ay dört kişi Türkiye’ye kaçmaya çalışırken Suriye silahı güçleri tarafından öldürüldüğünde Recep Tayyip Erdoğan, “NATO 5.madde gereği Türkiye sınırlarını korumakla sorumludur” dedi.

    Komşusunda gün geçtikçe artan karışıklıktan huzursuz olan Türkiye, açık bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olmadan, askerî müdahaleden çekindi. İnsanî Yardım’dan öteye bir müdahale Rusya ve Çin’in karşı çıkmaları ile engellenmişti.

    Fakat Türkiye’nin tutumu zamanla değişiyor; önceleri politik yaklaşımların dışında bir harekete karşı olan ordu şimdi bölgede büyüyen krizi görüyor. Bu hafta, komşu Lübnan’da, Suriye olayları yüzünden Şii ve Sünni gruplar birbirleri ile çatıştı; bu hem Ankara’da hem de Washington’da endişe ile karşılandı.

    Bölgedeki yetkililere göre Türkiye’nin sorunu Amerika’nın nerede durduğu, Amerika’nın ve diğerlerinin silahla korunacak sınır boyu bir tampon bölgeye veya daha önce konuşulan alternatiflere destek olup olmayacağı.

    Suriye muhalifleri, doğrudan bağlantıları yoluyla, ABD’den “işi kotarabilecekleri” belirleyip onlara silah verilmesini istediklerini söylüyorlar ancak, ABD yetkililerine göre şu anda Suriye’de onların askerî veya istihbarat elemanları yok.

    Pentagon, Suriye’nin hava savunma sistemlerini ortadan kaldırmaya varana kadar her türlü saldırı planlarını hazırlamış durumda. ABD yetkilileri bunun çok uzak bir ihtimal olduğunu söylüyorlar. Bunun yerine, ABD ve diğerleri istihbarat koordinasyonu ile ve muhalifleri silahlandırarak ilerlediklerini açıklıyorlar.

    Arap Körfezi ülkelerinin beklentisi, “ABD’nin Suriye rejimini temizlemesi ve Esad’ı ortadan kaldırması.”

Şimdi buna 19 Mayıs günü Chicago Tribune gazetesine demeç veren NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in sözlerini ekleyelim.

    Protestocuların düşüncelerini anlatma hakları olduğunu kabul ediyorum, ancak bu askerî ittifakı bir ‘savaş makinesi’ ile eşit tutmaları yanlış. Protestocular bu düşünceden hareket ediyorlarsa bu bilgisizliklerinden kaynaklanıyor. ‘NATO bir barış hareketidir.’

    60 yılı geçen uzun bir sürede NATO Kuzey Amerika ve Avrupa savunmasının temel dayanağı olmuştur. Ve NATO sayesinde İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa’da barış ve denge sağlanmıştır. Bu Avrupa tarihinde barış içinde geçen en uzun süredir. Bu büyük bir başarıdır. Onun için ben buna bir barış hareketi diyorum.

NATO’nun Avrupa’yı birleştirmede, komünizmin çöküşü sonrası yeni demokrasilerin kurulmasında yardımcı olmasını ve Libya’da sivil halkın korunmasını sağladığını söyleyen Rasmussen, “NATO’ya bir savaş makinesi denemez. Pek doğaldır ki hür bir toplumda, dayanağı olmasa da, yanlış da olsa düşüncelerinizi söylemek sizin anayasal hakkınızdır” diyor.

Uzun zamandır anlayamadığımız, bize neden bir “savaş makinesi” gerekli olduğunu sonunda NATO’nun yalnız ad olarak başı olan Fogh Rasmussen ufkumuzu açarak öğretti.

UYUMAYALIM’da etraflı olarak anlatılan Kürecik radarının hikâyesinde şöyle bir bölüm var.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/index.php?option=com_content&view=article&id=3661:uyumayalim--erkan-guecz&catid=159:eguciz1&Itemid=387

AN/TPY 2 radarını Türkiye’ye kurmama kararı ile Türkiye’nin füze savunmasından yoksun kalacağını Türklere anlattık; bu politik bir kararın değil, fizik ve geometri kuralları sonucu olarak ortaya çıkacak. Başbakan Erdoğan’a (yumuşakça) bu hususun tekrar hatırlatılması önemli; Türkiye’nin katkısının bizim için değerli olduğunun altı çizilmeli, ve eğer Türkiye bize söylerse ne kadar NATO’nun yeterli olduğunu, bizim de sistemi o kadar NATO’laştırmaya çalışacağımız anlatılmalı.

Görünen, NATO maskesinin arkasına gizlenen ABD’nin Türkiye’yi adım adım uçurumun kenarına doğru ittiği.

1965 yılında, antlaşmanın o tarihteki geçerli hükümlerine göre uzatılmadığı takdirde, NATO ittifakının 1969’da son bulacağı bekleniyordu. Türkiye’nin kayıtsız şartsız NATO’dan çıkmasını savunan, kendisini rahmet ve saygı ile andığım Türkiye İşçi Partisi Başkanı Mehmet Ali Aybar, bu kalan dört yıl içinde NATO ile ilişkilerimizin ne şekilde yürütülmesi gerektiğini anlatmıştı.

    1. NATO entegre komutanlığı emrine verdiğimiz silahlı kuvvetlerin ekonomik gücümüz, nüfusumuza orantılı olarak ve başka müttefiklerin bu komutanlık emrine verdikleri kuvvetler de göz önünde tutularak azaltılması,

    2. NATO’dan geri çekeceğimiz kuvvetlerle bağımsız ve milli bir savunma gücünün kurulması,

    3. Bu savunma gücünün bir milli kurtuluş savaş stratejisi ve taktiğine göre eğitilip donatılması ve halkla tam bir dayanışma içinde savaş yürütülmesi için özel eğitime tabi tutulması,

    4. Milli savunma sanayimizin ihtiyaçlarımız seviyesinde geliştirilmesi; kendi yapamayacağımız silahlar için tek bir memlekete bağlanılmaması,

    5. Münhasıran NATO’ya ait üslerden başka, ikili antlaşmalarla hiçbir yabancı devlete üs verilmemesi ve mevcutların tasfiye edilmesi,

    6. NATO ittifakı gereğince kurulmuş üslerin münhasıran Genel Kurmay Başkanlığımız emrinde bulunması ve bu üslerin Türk komutanlarının komuta zinciri içine alınması,

    7. Bu üslerde atom başlıklı silahlar bulundurulmaması,

    8. Türkiye’de Amerikalıların emrinde bulunan radar şebekesinin Türkiye emrine ve Türk komutasına verilmesini; aksi takdirde bu şebekenin derhal Türkiye’den sökülüp çıkarılması,

    9. İzmir’deki NATO Doğu Akdeniz komutanlığının yurt dışına çıkarılması,

    10. NATO’ya tahsis edilen Türk Silahlı Kuvvetlerinin her hâlükârda Anayasanın 110. maddesi uyarınca Genel Kurmay Başkanlığının emrinde bulunmasının sağlanması, yani entegre komutanlık prensibinin reddi.

Yukardaki 10 madde içinde sizin beğenmediğiniz bir şey var mı?

Bunlar 1965 yılında söylenmiş, bugüne kadar hiçbir hükümet de kılını kıpırdatmamış; o politikacılara söyleyeceğiniz bir şey yok mu?

Yukarıdakilerden bir tekini bile uygulamaya koymayı düşünmeyen, aksine çok daha ağır şartlarla ülkemizi ABD ve NATO radarları, nükleer silahları ile donatan, bunları ABD askerlerine teslim ederek Türkiye’yi bir felâkete yönlendiren politikacılara oy vermeye devam edecek miyiz?



Erkan GÜÇİZ, 23 Mayıs 2012
Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.
Gazi Mustafa Kemâl Atatürk

Erkan Güçiz

Facebook - TC ERKAN GÜÇİZ
Kullanıcı küçük betizi
Erkan Güçiz
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 421
Kayıt: Çrş Eyl 29, 2010 5:18

Şu dizine dön: Erkan GÜÇİZ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x