Bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan “Türk” vatandaşlarının çok büyük bir bölümü “vatandaşlık” ne demektir bilmiyor.
600 yıl Türkleri en aşağılık tebaası olarak gören, anaları esir pazarlarından satın alınmış Osmanlı padişahları, Anadolu insanının dinî inançlarını istismar ederek onları kullanıp imparatorluğu büyüttü. Anadolu’yu talan eden Haçlı seferlerini insanlık dışı ilan ederken kendileri Viyana kapılarında at oynatmakla övündüler. Gayrimüslim çocukları ailelerinden, yuvalarından koparıp, paralı asker yaparak onları doğdukları toprakların işgallerini genişletmek, kendi ırkından insanları öldürtmek için kullandılar.
Padişahın ağzından çıkacak bir söz ile “kellesi” gidecek kişiler hiçbir zaman “insan” olduklarını bilemediler. Halkın İslâm dinine inancını kendi çıkarları için kullanma yolunda en geçerli güç onları cahil bırakmak idi. “Dünyada çekeceğin kahır ne kadar ağır olursa ahirette mükâfatların o derecede büyük olacak” diyerek Anadolu halkını yoksulluk, mahrumiyet içinde 600 yıl yönettiler. Bu arada kendileri, Anadolu halkından zor kullanarak topladıkları vergiler ile ölçülmeyecek bir sefahat yaşadılar.

1950 genel seçimleri öncesi Demokrat Parti’nin meydanlarda, “Biz size dinî özgürlüğünüzü geri vereceğiz” propagandasından ürken, oy kaybından korkan, Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisi, başındaki Millî Şef ile, ilk okullara “Din” dersi getirdi. 14 Mayıs’ta seçimi kazanan Demokrat Parti’nin ilk yasal işlemi de ezanın Türkçe yerine Arapça okunması idi. O günlerde 11 yaşında idim fakat bunları nasıl bir şaşkınlıkla karşıladığım hiç aklımdan çıkmadı.
Atatürk’ün Cumhuriyet’i, onun ölümü ile bir çıkmaz yola sokuldu; kendini “dindar” gösteren, Türk düşmanı dış güçlerin maşası olan siyasiler tarafından devamlı horlandı, aşağılandı ve bu güne kadar dayanabilmiş izleri de birer ikişer silinmeye başladı.
AKP iktidarı, bu karşı devrimi tamamlamakla görevli olarak o “Türk düşmanı” dış güçler tarafından kuruldu ve yürütülüyor.
Biz kimsenin kulu değiliz, hiç kimse bizden üstün değil; hepimiz kanun önünde “eşit” vatandaşlarız. Ülke işlerini yönetmek için görevlendirdiğimiz, maaşlarını, masraflarını ödediğimiz kişiler, bize her yaptıklarının hesabını vermek zorundalar.
Bunları anladığımız, bunları benimsediğimiz, bunları uyguladığımız zaman ülkemizde huzur ve mutluluk içinde yaşayabiliriz.
Aksi halde, her gün gelen şehit haberleri, yolsuzluk haberleri, hukuksuzluk haberleri ve karanlığa doğru sürüklenme haberleri altında boğulmaya mahkûmuz.
Atatürk’ü unutmayalım, okuyalım, anlatalım, yayalım, uyanalım kardeşlerim, çok geç olmadan, ne olur…
Vatandaş İçin Medeni Bilgiler -- M.Kemal Atatürk
