
Çok kolay gibi görünüyor olabilir. Yapılacak tek şey silahların bırakılması. Peki, öyleyse neden yapılmıyor?
Yanıt da basit ama öyle görünmüyor. İçerideki silahlı grupları destekleyen yabancı devletler onların silah bırakmasını istemiyorlar. Suriye, düşmanlarının, Suriye’nin yıkılması ile sonlanmasını bekledikleri kasıtlı bir şiddet kısır döngüsü içine hapsedildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda keyifle ellerini ovuşturan, bu vahşetin destekçilerinin stratejisinin sonucu bu.
Beklentileri az çok farklı olsa da Katar, Suudi Arabistan, ABD, İngiltere ve Fransa’nın ana hedefleri politik devrim değil, bölgede İran’ın en yakın dostunun ortadan kaldırılması. Hizbullah, Suriye ve İran arasındaki stratejik bağlantının kilit taşı Suriye. Bu kilit taşının sökülmesi Batılı devletlerin Ortadoğu’daki en büyük stratejik zaferi olacak.
Sık sık Suriye çöküyor, dağılıyor veya iç savaşa sürükleniyor deniyor. Hiçbiri doğru değil. Suriye dışında alınan kararlar sonucu, Suriye çöktürülüyor, dağıtılıyor ve parçalanmaya sürükleniyor. Kendini “Suriye Halkının Dostları” olarak tanımlayan bu grup bilinçli olarak Suriye’yi bugünkü durumu getirdi. İçine bulunulan durum insafsızlık örneği fakat bu ‘dostlar’ Güvenlik Konseyi onayı altında hava saldırıları yapabilselerdi çok daha kötü olacaktı. Eğer Rusya ve Çin engel olmasaydı Suriye şimdi tamamen bir harabe halinde, ölü sayısı şimdiki 20 binin defalarca üstünde olacaktı. Suriye düşmanlarının “B” planı, korumaları altında silahlı grupları kullanarak Suriye’yi yavaş yavaş eriterek yok etmek.
Son 18 aydır Suriye’de devam eden saldırılara pek çok ülke dayanamazdı. ‘Rejim değişikliği’ adı altında dehşet dehşeti takip etti. Halep Beyrut’un iç savaşın doruğundaki durumunun bir kopyasına döndü, Ortaçağlardan kalma tarihi çarşı yanıp kül oldu. Ama hükümet yıkılmadı, ordu da dağılmadı. Buradan çıkan mesaj: Suriye’de bir ‘rejim’ değil devlet, ve ‘Esad’a sadık taraftar’ değil, sıradan askerinin çoğu Sünni olan bir ordu var.
Ordu içinden karşı tarafa geçenler birkaç kişi. Çok yüksek meblağlar teklif edildiği halde hükümet içinden karşı tarafa geçenlerin sayısı da az. Dışişleri Bakanı Velid Muallim’e, karşı tarafa geçmesi için, Katar 100 milyon dolar teklif etti; kabul etmedi ve bu rüşvet teklifini halka açıkladı. Son ortaya çıkanlardan biri de Suriye’nin Moritanya konsolosuna yapılan teklif; 20 yıl süre ile ayda 20 bin dolar maaş ve Doha’da bir ev. O da kabul etmedi. Beşar El Esad çok haklıydı, Suudi Arabistan ve Katar parayla istedikleri kişiyi satın alabileceklerini zannediyorlar dediğinde birkaç gün önce. Bir yerde ‘Rejim Değişikliği’ lâzımsa o da bu körfez ülkelerindedir.
Son taraf değiştirenlerden biri Halep Emniyet Müdürü idi. Ayrılmadan ve zamansız gelen sonundan (Türkiye sınırına birkaç kilometre uzakta kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından öldürüldü) önce binlerce mücahidin şehire girmesini organize etti. Müslüman dünyasının dört bir yanından cihat için geldiler. Çeçenler, Afganlar, Pakistanlılar, Tacikistanlılar, Tunuslular, Mısırlılar, Libyalılar (bir sürü Libyalı), Suudi Arabistanlılar ve Iraklılar. Halep hedef olarak seçildi çünkü Türkiye sınırına yakın; umdukları Halep’ten Türkiye sınırına kadar uzanan ‘kurtarılmış’ bölgede, Halep’in ‘asilerin’ başkenti olması. Bu ancak cesetleri çiğneyerek ve şehir halkının isteklerinin tersine giderek yapılabilir.
Suriye içinde bağımsız olarak veya Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adına savaşanlar ve Selefi mücahitler taktik olarak ortak düşmana karşı savaşıyorlar. ÖSO bir markadan öteye bir şey değil. Silahlı grupların çoğunun kendi komuta kumanda silsilesi var. ÖSO’ya aldıran yok. Yakın zamanda, Riyad El Esad çatışmaları yönetmek için sınırı geçip Türkiye’den Suriye’ye gitti; bir gün bire gece kalıp döndü zira orada kalması için bir sebep yoktu. Alternatif hükümet olarak tanımlamaya çalıştıkları ÖSO’nun siyasi kolu Suriye Milli Konseyi başlangıçtan beri işlevsiz idi ve şimdi onu destekleyenler de bunu görüyorlar. Bu ikisini bir araya koyunca ortaya çıkan tam manasıyla kargaşa. Ortada görünen bir alternatif hükümet yok. Akla yatan, mantıklı bir son görünmüyor. Bu silahlı gruplar dışarıdan onların destekçileri tarafından bir müdahale olmadan hükümeti deviremezler ve Katar hâlâ o tarafa yönlendirmeye çabalasa da bu olasılık yavaş kayboluyor gibi. Eğer şiddet sonlandırılmazsa, anlaşma yoluna gidilmezse Suriye’nin önünde çok daha kargaşa, yıkım ve yaşam kaybı var.
Kargaşanın son bulması ile her şey bitmiş olmuyor. Şam’da yönetimi kim alırsa alsın, Suriye’nin bu yıkımı onarması onlarca yıl sürecek. Sonunda İran’a hücum kararı alınırsa, Suriye’de hükümet değişmemiş olsa da İran’ın yardımına gidecek güçte olmayacak, Suriye yardım edemezse Hizbullah da savaş dışı kalacak böylece İsrail kuzeyinde yeni bir cephe açılması korkusundan kurtulacak. Suriye’ye karşı savaşı yönlendiren devletler dominoların bu düzenle devrilmesini istiyorlar. Filistinlilere neler olacağı belli. İsrail için her kazanç onlar için bir kayıp; Suriye’de hükümetin düşmesinin ardından Hizbullah, Suriye ve İran arasındaki stratejik bağlantıların kopması İsrail için çok büyük bir kazanç olacak, Kudüs’ü ve Batı Şeria’yı İsrail topraklarına tamamen katmak için daha fazla zamanı olacak.
Suriyelilerin çoğunun istediği sorunlarını kendileri çözebilmek için kimsenin onlara karışmaması. Değişim istiyorlar ama ne pahasına olursa olsun diyerek değil. İşlerine Batı’nın burnunu sokmasını ve silahlı katil çetecilerin ülkede başıboş dolaşmasını istemiyorlar. Batı, 19. Yüzyılın başında Ortadoğu’daki kanlı geçmişi unutmuş olabilir ama Suriyeliler unutmadı. Batı’nın Ortadoğu’ya her müdahalesinin ne tür felâketlerle sonuçlandığını biliyorlar. Silahlı muhalifleri besleyen devlet başkanları Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda şiddetin sona ermesini istemek için sıraya giriyorlar. Eğer hakikaten istedikleri buysa şiddet taraftarı olmayan muhaliflere destek olur anlaşma yoluyla bu çatışmaya bir son verirler. Ama yapmıyorlar; onların hakiki kimliği-Suriye’ye ve halkına çok pahalıya mal olan kendi gündemlerini öne süren ikiyüzlüler.
Kaynak: http://palestinechronicle.com/view_arti ... p?id=19618
Dipçe: Doçent Jeremy Salt, Ankara’da Bilkent Üniversitesi’nde Ortadoğu tarihi ve siyaseti konularında ders veriyor. Bu makâle PalestineChronicle.com için hazırlandı.
Jeremy SALT, Ankara , 10 Mart 2012
Çeviri: Erkan GÜÇİZ