
09.07.2008
TAHRİK POLİTİKASI VE DEMOKRAT PARTİNİN
YAPTIKLARINA BENZER DAVRANIŞLAR
Ne yapacaksınız, nedir bu bitli yorgandan kurtulmanın yolu? Daha sonra daha büyük yaygaralar koparıp, daha büyük potansiyelle işbaşına gelmek için birilerini tahrik etmeniz lazım. Bana sorarsanız, uzun zamandır Silahlı Kuvvetlerin saygın komutanlarının üzerine gidilmesinin temelinde tahrik var. En sonunda iki değerli komutan, biri kuvvet komutanlığı, öbürü ordu komutanlığı yapmış iki değerli komutanın sorgusuz sualsiz lojmanlarından alınması hadisesi var.
Bu Silahlı Kuvvetlere bir mesaj. O yıpratılmak isteniyor, o tahrik edilmek isteniyor. Ve bu mesajın özü de şu: "Ben eylemlilere bir şey yapamam, ama emekli olduğu zaman hangi düzeyde komutan olursa olsun, gözünün yaşına bakmam diyor ve gözaltına alıyor. Bunun cevabını Silahlı Kuvvetlerin vermesi lazım.
Biz Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleriyiz. 500e yakın şubemiz var. 100-150 bini aşmış üyemiz var. Sivil toplum örgütünü tahrik ediyor. Bakın ben sizin başkanınızı aldım, içeri koyuyorum. Öbür taraftan Mustafa Balbay gibi, saygın bir gazeteciyi alarak, basına gözdağı. Alırım, kapatırım. Şimdi bu pervasız bir gidiş.
Birtakım kendi taraftarı olan gazetelere göz attığınız zaman, bu tutuklamaların daha da genişleyeceği yazılıyor. Hatta hatta daha da ileri gittiler, bazı muvazzaf subaylar da tutuklanabilir dediler. Biliyorsunuz Demokrat Parti, 9 subayı tutuklamıştı. İnönü gibi büyük bir insanı parlamentoya 6 oturum sokmamıştı. Kasım Güleki, CHP Genel Sekreterini tutuklamıştı.
Şimdi bunlar ne yapıyorlar? Görüyorsunuz, Başbakan devamlı Cumhuriyet Halk Partisi liderine ve Cumhuriyet Halk Partisine saldırıyor. Nedir amaç? Eleştiriye tahammülleri yok. Altlarından bir şeylerin kayıp gittiğini görüyorlar ve muhalefet partileri güçleniyor. Bundan nemalanacak olan onlar. O halde bunları susturmak lazım. Nasıl bir susturma yöntemi? Biliyorsunuz Sosyalist Enternasyonale ekip göndererek şikayette bulundular. İstek, Cumhuriyet Halk Partisini oradan dışlatmak. Sonra ne yapmak? Sonra burada, dışarıda uluslararası platformlarda yalnızlaştırılmış olan Cumhuriyet Halk Partisini çember içine almak. Nasıl aldı? Anayasa Mahkemesinden çıkan bir usulsüz bir harcamalar paketi var. Biliyorsunuz, şimdi ona savunma falan yapılacak.
Böylece gidişi, aynı Demokrat Partinin Cumhuriyet Halk Partisine gidiş şekline benzer koşut bir gidiş, günümüzde iktidarca anamuhalefet partisine yönlendiriliyor. Yani, gerekirse Deniz Baykalı devre dışı bırakmak, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerini tutuklamak, oraya buraya atmak, Meclisten uzaklaştırmak, baskı altına almak, susturmak. Böylece rahatça at koşturabilecek bir meydan yaratmak. Bütün bunlar deneniyor.
DIŞARIYA JURNALLEYEREK TÜRKİYE ÜZEİNDE BASKI YARATMA ÇABASI
Ülkenin bağımsız yargı organları üzerinde baskı yaratacak şekilde, Türkiye dışarıya jurnalleniyor. Hem de hükümetin elemanları aracılığıyla. Ne deniyor? Sadece azınlıklar değil, Türkiyede Müslümanlar da baskı altındadır. Böyle bir şey dışarıda söylenir mi? Baş Müzakereci Dışişleri Bakanı. Hangi müzakerenin başı? Müzakere yok ki başı olsun.
Hızını alamıyor, gidiyor Amerikada Condoleezza Rice ile sözde, Sarkozyi baskı altına alalım da, biraz bize yeşil ışık yaksın, iç politika bizi çok zorluyor. Tam bunlar değil tabii. Bunlar basına yansıyanlar. Acaba, arkada istenenler ne? Üç aşağı beş yukarı bunlar tahmin ediliyor.
Türkiye Cumhuriyet tarihinde, Osmanlı tarihinde bile benzeri görülmemiş şekilde, devlet yöneticileri eliyle dışarıya jurnallenerek, kendi üzerinde bir baskı yaratılmaya çalışılıyor. Ben bir şey söylemiyorum, ama herhalde hukukçular, bunun uygulanacak bir hukuksal müeyyidesini söyleyebilirler. Hükümetin bir bakanı nasıl gidip de Türkiyeyi dışarıda jurnalleyebilir?
MENDERES-ÖZAL-ERDOĞAN ÜÇLÜSÜYLE VERİLEN MESAJ
Ültanır: Hocam müsaadenizle şurada yine bir saptama yapalım mı?
Yavuz: Buyurun.
Ültanır: Konuşmanızı dikkatle izlerken, geçmişten iki Başbakan, birisi sonra Cumhurbaşkanı da oldu iki kişinin dönemi üzerinde önemle durdunuz. Birisi Demokrat Partinin lideri Menderes, diğeri Anavatan Partisi lideri Özal. Menderes ve Özal dönemlerinde Atatürkçülüğe ve Atatürk ilkelerine karşı hareketlere de değindiniz. Her ikisinin dönemi ile AKP dönemi arasında ciddi benzerlikler kurdunuz. Bir bakıma onların açtığı kulvardan, Erdoğanın liderliğinde AKPnin pervasızca yürüdüğünü söylediniz. 22 Temmuz seçimleri öncesinde Başbakan Erdoğan kendisine referans ya da örnek olarak, Menderes ve Özal alıyordu. Üçünün fotoğrafları da yan yana asılıyordu.
Yavuz: Tabii bilboardlar bu resimlerle süslendi.
Ültanır: Yan yana yer alan bu üç resim, içerde seçmene mesaj vermek amaçlı görünüyordu, ama bunun dışarıya verdiği bir mesaj da var mıydı?
Yavuz: Şimdi, içeriye dönük mesaj şu: Ben onların devamıyım. Onların gerçekten halk katmanlarında, uyguladıkları popülist politikalarla çok büyük destekçileri var, bu halen de var. Ama, bunlar nasıl demokrasinin yıldızlarıydı? Ben onu anlamakta zorlanıyorum.
Menderes Amerikancıydı, Özal da Amerikancıydı. Şimdi ki de zaten koltuğunu sağlam tutabilmenin yolunun yakın ve Uzak Batının desteğini almaktan geçtiğinin bilincinde. Bunların hepsi batıcı, Yani, yoktur birbirimizden farkımız mesajıyla, bize desteğinizi verin diyorlar. Zaten öyle söylüyor, Dışişleri Bakanı Babacanın söylediği de buymuş: Siz bize gerekli desteği verin, bu konularda İrana bir müdahale düşünürseniz, biz de sizin istediğinizi vereceğiz.
Şimdi aynı Babacan Katar emirliklerine gidip, oradan dünyanın parasını, 8 milyar dolar civarında galiba, Türkiyenin Iraka asker sokmaması, müdahale etmemesi, silah indirimine gitmesi yolunda birtakım sözler verip, para koparmaya çalışmamış mıydı? Veya o zaman Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gülün Amerikan Dışişleri Bakanı Powell ile burada Dışişleri Konutunda yaptığı toplantıda yine buna benzer bir gizli belge imzalamamış mıydı? Tabii hemen internette yerini buldu.
BATININ ADAM KULLANMASINA KARŞI SAĞLAM DURUŞ GEREK
Bakın, şimdi bütün bunlar o destekle yerini sağlam tutabilme. Ama, bu destek öyle görünüyor ki, artık bitti. Geçenlerde Amerikan Dışişleri Bakanlığının üst düzey yetkililerinden biri, Amerika Türkiyede içten olan, ileriye dönük vizyonu olan, dürüst yönetimler arayışı içindedir dedi. Bunu tersten okuduğunuz zaman, bugünkü yönetimin Amerikaya bu şekilde bir imaj vermediği ve bu nedenle bir arayışın söz konusu olduğu görülüyor. Tabii bu mümkündür. Çünkü, Amerika Türkiyeyi kaybetmek istemez. Bütün dünyada izlediği politikalar; kendilerine uydu politikacılar bulur, oradaki çıkarlarını pekiştirir, suyunu sıkar, ondan sonra kaldırır atar. Bunun en güzel örneği de Filipinlerde Marcostur. Adamı kullandı kullandı, sonra Okyanusta bir adaya yerleştirdi, adam orada öldü gitti.
Ültanır: Amerika hep onu yapar, kullanır atar. İrana karşı Saddamı bile kullanmıştı.
Yavuz: Yapacağı budur. Çünkü, uluslararası ilişkilerde dostluk, kardeşlik falan yoktur. Uluslararası ilişkilerde ülke çıkarları söz konusudur. Onun için sağlam durduğunuz zaman Batıda değeriniz artar. Sarkozy ağzına geleni söylüyor değil mi? Siz de ağzınıza geleni söylediğiniz zaman göreceksiniz, Sarkozy peşinizde dolaşmaya başlar. Batılı budur. Batılının karşısına böyle yavşak çıkarsanız, teslimiyetçi politika, bundan sonra hiçbir şekilde onların istekleri bitmeyeceği gibi, sizi de yönetip yönlendirir, baskı altına alırlar., istediklerini de elde ederler.
BATI ARTIK BU YÖNETİMİN UYGULAMALARINI KABUL ETMİYOR
Edeceklerini elde ettiler. Şimdi yavaş yavaş duralamaya başladılar Neden? Çünkü, bu Korku İmparatorluğu manşetleri atılıyor. Büyük gözaltı manşetleri atılıyor. Avrupalılar bunu takip ediyorlar. Bunlar sanmasın ki, Avrupa bizim içimizi okuyor. Burada radyo, televizyon her şeyi takip ediyorlar. İyi dil bilen insanlar bütün gazeteleri takip edip dışarıya raporluyorlar. Dışarıda gazetelere yansıyan Türkiyedeki şu son gelişmelere baktığınız zaman, Batı bu güncel yönetimin uygulamalarını kabul etmiyor. Yani oradan da terk ediliyor.
Şimdi bütün bu legolar birleştirildiği zaman ortaya neden AKP yönetiminin giderek hırçınlaştığı, ikinci, üçüncü ağızlarıyla Cumhuriyete saldırmalar, travmatik değişim yaklaşımları, bunların hepsi ortaya çıkıyor. Bakın bugün yine Eski Meclis Başkanı ağzına geleni söylüyor. Başbakan zaten her gün televizyonda. Tam bir medyatik oldu çıktı. Yaptığı iş de sağa sola saldırmak. İçerikten yoksun, hiçbir birikimi olmayan sığ konuşmalarla saldırıyor. Hitabeti güçlü, demogoji dediğiniz zaman bu işin ustası, başka bir şey de yok. Ekonomiden falan dem vurduğunu gördünüz mü? Gözünü açıyor muhalefet partileri, gözünü kapıyor muhalefet partileri. Ama, korkunun ecele faydası yok. Akan sular mecrayı buldu gidiyor, herkes bunu kabul edecek.
AKP KAPATILSA DA KAPATILMASA DA
TÜRKİYEDE KIYAMET KOPACAK MI?
Şimdi baskıları nasıl durdururuz? Bekleyin bakalım, nasıl duracak? Duracak mı, yoksa durmayacak mı? Şimdi bizde bir laf var, mahkeme devam ediyor, konuşmam doğru olmaz deniyor, arkadan ağzına gelen her şeyi herkes söylüyor. Hiç kimsenin kenarda sessiz sedasız durduğu yok. Öyle bir toplumuz biz, ama ben şuna inanıyorum; biraz sonra kararlar ortaya çıktığı zaman, Sayın Osman Paksütün söylediği gibi, kapatılsa da kapatılmasa da Türkiyede kıyamet kopacak. Çünkü, işin artık sonuna gelindi.
BUNLAR TÜRKİYEYİ SONU BİLİNMEYEN MACERALARA
GÖTÜREBİLECEK NAKŞİBENDİ KADROLAR
Bu yönetimin gerçekten sığ, bilgisi sınırlı, devleti tanımayan, devlet yönetiminde becerisi olmayan, bunun için daha çok dersleri çalışması gereken bir kadro olduğu ortaya çıktı. Böylece halkımız da denemiş oldu. Yahu hepsini denedik, bir de şunları deneyelim, işte al Hepimiz denedik ve gördük ki, bu kadrolar Türkiyeyi gerçekten sonu bilinmeyen maceralara götürebilecek kadrolar.
Bir kere bu adamlar Cumhuriyete karşı. Neden karşı olmasın ki? Atatürke karşılar. Niye karşı olmasın ki? Bunlar 1909 irticai hareketinden, 31 Mart vakasından beri dayak yiyen adamlar. Nakşibendi kadrolar. Biliyorsunuz, Şeyh Saitte yine Nakşibendi boyutu vardı. O isyanda dayak yediler. Kubilay vakasında yine dayak yediler ve ondan sonra sindiler. Fakat, Büyük Atatürkün sonsuzluğa göçüp beynimizde kalbimizde yerini almasından sonra birtakım uygulamalar bunları cesaretlendirdi ve topraktan yeryüzüne çıkmaya başladılar. DP döneminde iyice bunların temelleri atılmaya başlandı. Cemaatler, özellikle Nakşibendi, Nur cemaati, bunlar ortaya çıkmaya başladılar ve palazlandılar. Şimdi bu cemaatler dedelerine, atalarına yapılanların intikamını alıyorlar.
KİN, NEFRET, İNTİKAM VE
İMAM ÖĞRETMENİ YENDİ Mİ?
Ben her zaman söylüyorum; bütün televizyon programlarında da söylüyorum; bunların kafasında üç sözcük var; kin, nefret, intikam. Kindarlar, işte bu nedenlerden dolayı. Nefret ediyorlar, hem Atatürkten, hem Cumhuriyetten. Onun için de elindeki bütün olanaklarla devleti ele geçirme yolunda hareketler yaparak intikamlarını alıyorlar. Şimdi yabancı analistler de bunları bu konularda destekliyor. Bakın Şerif Mardin geldi, bir mahalle baskısı terminolojisini toplumun beynine soktu gitti.
Ültanır: Aynı zamanda, camii mektebi yendi dedi.
Yavuz: İmam, öğretmeni yendi. Halbuki yenilen bir şey yok. O Amerikadan yanlış gözlemliyor. Mahalle baskısına başlarsa, o mahalleden tepki gelir. O tepki sokaklara, meydanlara dolup taşarsa, o zaman sonucunun ne olacağı tarihte yazılı, o olur.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DİNLE YOĞURULUP AMERİKANIN
BÖLGESEL AKTÖRÜ YAPILMAK İSTENİYOR
Öbür taraftan Graham Fuller Yeni Türkiye Cumhuriyeti diye bir kitap yazdı. Enteresan ve o kitapta referansı yapılan Ahmet Davutoğlunun Stratejik Derinlik kitabına atıf yapıyor. Peki, o kitabın amacı nedir? Ahmet Davutoğlunun dediği şu; Türkiyenin dış politikası, derin stratejiler, Amerikadan, Avrupadan değil Ankaradan çizilmeli. Nasıl çizilmeli? Bizim Balkanlarla, Kafkaslarla ve Ortadoğuyla tarihsel ilişkilerimiz var. Biriyle ırki, biriyle dini. Şimdi bütün bunlar kullanılarak, Türkiye bölgede bir baş aktör rolü üstlenebilir. Ama, buna kimse izin vermez. Şimdi başımızı belaya sokmaya çalışan da zaten Graham Fuller.
Graham Fuller de kitabında hem bunları allayıp pulluyor, hem de öbür taraftan şunları söylüyor. Diyor ki, Kemalizmin hataları şunlardı. Neydi hata? Osmanlıyı kaldırdı kenara attı, Hilafeti kaldırdı kenara attı, yepyeni bir modele döndü ve laik modeli seçerek dini ikinci plana düşürdü. Yani, bunu söylemek için ya çok amaçlı bir adam olacaksınız, ya da kara cahil bir şey olacaksınız.
Kitapta öne sürülen fikir de, yeni Türkiyenin başarısı, baskı altına alınmış muhafazakâr grupların desteğini alarak, tekrar Osmanlının mirasına yavaş yavaş sahip çıkarak, bölgede istikrara daha iyi hizmet etmesi olacakmış. Tarihimizle barışalım diye birtakım çevrelerin konuştuğu da bu. Oysa biz tarihimizle küs değiliz ki, nereden çıkarıyorlar? Nesiyle barışacağız? Biz tarihimizle övünüyoruz. Bizim anlı şanlı 2000 yıllık bir tarihimiz var, ama bu tarih içinde ders almamız gereken dövünülecek yanlar da var. Biz onları eleştiriyoruz.
Ültanır: Hocam, Graham Fullerin, Yükselen Bölgesel Aktör Yeni Türkiye Cumhuriyeti kitabı, bence Türkiyenin Büyük Ortadoğu Projesinin taşeronluğunu üstlenerek, yapılacakları Amerikanın çıkarı için gözü kapalı yapması adına, önümüze atılan bir yem reçetesi gibi. Güya böyle bir süreç Washington için Türkiye ilişkilerinde eski güzel günler aratacakmış diye bir aldatmaca da işlenmiş. Türkiye bölgesel güç olmalı, ama bu Fullerin ve Davutoğlunun önerdikleri gibi din motifi kullanılarak, Türkiye dinle yoğurularak değil, bilim, teknoloji, ekonomi ve akılcı politikalarla sağlanmalı. Irka ve dine dayalı macera yaşayacak değiliz elbette.
Yavuz: Dolayısıyla dışarıdan böyle üzerimize analistlerle, desteklerle gelen, ülkede açılmak istenen yeni bir tartışma ortamı var. Bunlara çok dikkat etmek lazım. Türkiye bölgede gerçekten güçlü bir ülke. Atatürkün bize bıraktığı miras var; ulusal politikalar. Ulusal politikayı da belirlemiş: Panislamist ve panturanist politikaları reddetmiştir. Çünkü, bunları maceraperest bulmuştur. Bizim ulusal politikamız Misakı Milli sınırları içindeki toplumun yaşam düzeyini yükseltecek önlemleri almak, o mesaiyi göstermektir diyor. Bizim politikamız bu. Biz 1923den beri savaşmayan bir ülkeyiz. Dolayısıyla, bu güç ortaya konduğu zaman bölgede değiştirilmek istenen dengeler karşısında Türkiye ağırlığını duyuracaktır.
Çünkü, burada gündeme getirilmek istenen senaryolar, maceraperest politikaları ortaya koyan aktörler bölgeden çekilip gittiği zaman, biz bu insanlarla komşuyuz. Bölgede yaşayacağız. Sonra birbirimizin yüzüne nasıl bakacağız bu adamlarla? Belki de yüzyıllar sürecek bir kan davasının başlangıcı olacak bu politikalar.
O nedenle, gerçekten Türkiyenin gücünün bilincinde olarak, iyi bir yönetici kadrosuyla yönetilmesi gerekiyor. Bakın yavaş yavaş insanlar, akil adamlar, İçimiz karıştırılmak isteniyor. Halk desteğini almış resmi bir lidere ihtiyaç var. Türkiyenin çıkarları doğrultusunda politika üretecek yöneticilere ihtiyaç vardır yolunda konuşmaya başladı. Dolayısıyla bu yavaş yavaş topluma mal olacak. Gerçekten bu ülkede görev üstlenmiş, deneyim sahibi olmuş insanları harekete geçirecek, yavaş yavaş ağırlığını ortaya koyacak oluşumlar, bence gündeme gelecektir, gelmek de zorundadır.
ATATÜRKÇÜLER SOKAĞA DÖKÜLEBİLİR
Ültanır: Sayın Hocam, bunalımdan çıkış için şunu söyleyebiliriz herhalde. Sayın Paksütün dediği kıyamet kopmasa da, Anayasa Mahkemesinin kararından sonra, öyle de olsa böyle de olsa Türkiyede siyaset iyice karışacak, ama çıkış yine Atatürkün gösterdiği ilkeler ve politikalar doğrultusunda olacaktır.
Yavuz: Kesinlikle. Zaten Cumhuriyetçilerin, Atatürkçülerin ve gözaltına alınan insanların bir ortak noktası var, Cumhuriyete sahip çıkmak, Atatürkü saygın olduğu yerde tutma mücadelesi vermek. Bu bunların da hoşuna gitmediğine göre, bizim bu arkadaşlar için yapacak bir şeyimiz yok. Yani, bunda ısrar etmek, şimdilik sakin duran Atatürkçü ve Cumhuriyetçi çevreleri de yavaş yavaş sokağa dökmeyi beraberinde getirebilir. Bunu hiç denemiyoruz ve dilemiyoruz da, çünkü bu Türkiyede gerçekten büyük bir kaosu davet edebilecektir. Nitekim, iç ve dıştaki bazı siyaset bilimciler, yorumcular buna da dikkati çekiyorlar. Siyasetin bittiği yolda bu olur diyorlar, ama ben bittiğine inanmıyorum.
Ültanır: Tabii arzulanan hukuksal ve demokratik yoldan çıkışın bulunması.
Yavuz: Bütün isteğimiz bu. İçeri atılanların hangisi darbe yapabilecek güçte. Siz Orduyu arkanıza almadan darbe yapabilir misiniz? Ama, senaryo öyle kuruldu. İşte askerler, nedir o askerler? İşte Ordunun bazı kısımlarıyla irtibat kuruldu. Ne yapacak bunlar? 7 Temmuzda sokağı dolduracaklar. Kim eliyle? Sivil toplum örgütleriyle, Atatürkçü Düşünce Dernekleriyle. Orada bir silahşör çıkacak, işte o da tutuklanmış, ikinci yeşil adıyla. Nedir, ne değildir? O da bilinmiyor. O da etrafı tarayacak, ondan sonra tamam, etraf karıştı, ihtilal geldi.
Ültanır: AKPnin muhafazakâr yapısı ve dinci politikaları, özellikle türban tartışması laik-antilaik çatlağı oluşturmuştu. Şimdi Türkiyede herhalde laik-antilaik kesimler arasında en büyük hesaplaşma yaşanıyor.
AKPYE TÜRBANDA AB ÖNERİSİ
Yavuz: Maalesef bu da bilinçli olarak ortaya atıldı. Türban, başörtüsü ile eşanlamlı tutuldu. Oysa türban başka, başörtüsü başka. Bunu sokaktaki çocuk da biliyor. Ama, Anayasa Mahkemesi türbana son noktayı koymuştur. Artık bundan sonra bu iş açılamaz da. Anayasa Mahkemesinin kararları ne tartışılır, ne değiştirilebilir vs.
Bir gün önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda büyük bir çıkış yaparak, bu desteği de sağlamış durumdaydı. Düşünmek lazım. Oradaki vatandaşımız galiba öğretmendi, açtıkları dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. ABden buraya gelip giden önemli şahsiyetler de diyorlar ki, Biz türban konusunda AKPye fazla hızlı hareket etmemesini sağlık vermiştik. ama, tam tersini yaptılar.
TÜRKİYE NEREDEN YÖNETİLİYOR?
Bunların akıl hocalarının nerelerde olduğu da üç aşağı beş yukarı ortaya çıkıyor. Peki, Türkiye o zaman nerden yönetiliyor? Atlantik ötesinde oturan zat mı Türkiyeyi yönetiyor? Muhakkak onun etkisi var. Çünkü, durup dururken izin kaldırıldı. Niye kaldırdı Amerika? Çünkü, Amerika kullanabileceği kadar kullandı. Şimdi bu zatın gelip Türkiyeyi karıştırması lazım. Biz de diyoruz ki, aman oturduğun yerde otur, kendini bir Humeyni taslağı gibi görme. Bunu açık ve net söyledik. Kulağına gitmiştir. Giderse gitsin.
AMERİKADAKİ İMAM
Şimdi, ama öbür taraftan bu Hoca Efendi birçok çalışmalar yaptı biliyorsunuz. Avustralyada bir Katolik üniversitesi kurdular. İngilterede bazı sempozyumlar yapıldı. Bunun, çağın 100 entelektüel adamı içinde olduğu ifade edildi, ama iş Amerikada yargıya Green Card (Yeşil Kart) hikayesi nedeniyle intikal ettiğinde, adam baktı baktı, bu adamın hiçbir tarafı entelektüel değil dedi.
Bu ilkokul mezunu bir imam. Kitaplarını da başkasına yazdırıyor. Bu zatın bütün amacı eğitim aracılığıyla toplumu İslamlaştırmak. 111 ülkede kurduğu okullar var. Eğitimle toplumu İslamlaştırmaya çalışıyor. Önce, Buna Green Card falan verilemez denildi. Şimdi Green Card, biz de ne diyorlar? Yeşil Kart. Yeşil Kart kime veriliyor? Hastalara, sağlık sigortası nedeniyle. Şimdi bizim vatandaş da, Yahu Hoca Efendi bak peş parasız kalmış, Yeşil Karta başvuruyor, vah vah. Oysa Green Card aldığı zaman Amerikan vatandaşının bütün haklarını kullanabiliyor. Yalnız seçme, seçilme hakkını kullanamaz. Ama istediği kadar oturur, çalışır, ticaret yapar, serbest. Buna çalışıyor. Peki niye gelmiyor memleketine? Memleketine gelmekten imtina ediyor kaçınıyor. Belki şimdi Güney Kıbrısa gidecek diyorlar veya Kuzey Kıbrısa gider, bilemem. Veyahut İngiltereye gideceği söyleniyor.
SON OYUN, SON PERDE
Görüyor musunuz, Türkiyenin başında bir tarafta Avrupanın kurduğu tezgâh, öbür tarafta Amerikanın kurduğu tezgâh. Artık senaryonun son perdesindeyiz. Bunlar son oyunlar, son replikler. Onları da göreceğiz.
Ültanır: Ama, Türkiye o son perdeyi sancılı bir şekilde izliyor, sancılı geçiriyor.
Yavuz: Geçiriyor, bakınız, bizim kuşağımız 1950den beri insanlar, hele 60a giden yollarda üniversite sokakta, yargı sokakta. Cüppeler giyiliyor, yürünüyor. Gitti gidecek derken, belki demokrasiye ara verilmek zorunda kalındı. Zorunluydu, ülke elden gidiyor. Ama ne oldu, ondan sonra neyi yaşadık? Demokratik haklar, her şey açıldı. Onları da toplumun bazı kesimleri hazmedemedi. Hakları, özgürlükleri sınırsız kullanma şeklinde yorumladı. Ne oldu? Bir daha demokrasiye ara.
Peki bu dönemlerde ne oldu? Bu dönemlerde toplum ikiye bölündü mü? Dev-Solcu-Ülkücü yaptılar mı? Moskovacı-Washingtoncu yaptılar mı? Mahalleler parsellendi, bölgeler parsellendi mi 12 Eylüle giderken? Peki ne oldu sonuçta? Devlet dimdik ayakta. Olan kime oldu? Piyonlara oldu.
Ültanır: Dileriz bu sefer bir ara rejim görmeden, demokratik ortam içerisinde, hukuksal yollardan Türkiye çıkışa gider, devletimiz yine ayakta dimdik olarak varlığını sürdürür diyelim.
Yavuz: İşte bu nedenle bu olayları özet olarak söyledim. Bu Türkiye toplumu insanının kazandığı bir demokratik deneyimdir. Dolayısıyla bu son oyundur. Bunu da aşacağız Türkiyede. İnancım tamdır.
Ültanır: Hocam çok teşekkür ediyorum.
Yavuz: Rica ederim, ben de bu fırsata ve ilginize teşekkür ediyorum.
