
Türkiye’nin nükleer macerasının kısa tarihçesi şöyle:
• 1955 yılında “Atom Enerjisinin Barışçıl Amaçlarla Kullanılması” amacıyla toplanan I. Cenevre Konferansından sonra, Türkiye’de 1956 yılında Başbakanlığa bağlı bir “Atom Enerjisi Komisyonu” kuruldu. Türkiye 1957’de Birleşmiş Milletlerin bir kuruluşu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)’nın üyesi oldu.
• 1960’lı yıllarda dünya enerji üretiminde yeni yollar ararken nükleer enerji birçok ülke için en iyi alternatif olarak belirmişti ve nükleer santral inşaatları başlamıştı.
• Türkiye'de ilk nükleer çalışma ve araştırmalar ise 1962'de İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kıyısında kurulan 1 MW güçlü TR-1 “Havuz” tipi bir araştırma reaktörüyle başladı. Bu reaktör Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezince işletmeye alındı ama elektrik üretimi amacıyla kurulması tasarlanan nükleer santrallerle ilgili ilk etütler 1967 1970 yılları arasında yapıldı.1980'ler de bu reaktörün gücü 5 MW güce çıkarıldı (TR-2).
• 1970 yılında Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kuruldu ve TEK’e bağlı olarak kurulan Nükleer Enerji Dairesi 1972 yılı başında çalışmaya başladı. 1970'li yılların başlarında, nükleer santral sahası için fizibilite ve yer araştırmaları gerçekleştirildi. Bu çalışmalar kapsamında, nükleer santralın maliyet/fayda açısından kurulabileceği en uygun yerler olarak;
- Mersin - Akkuyu
Sinop - İnceburun
Kırklareli - İğneada
• Akkuyu Sahası için TEK tarafından saha lisans çalışmaları gerçekleştirilmiş ve yapılan yer etütlerine ve araştırmalarına dayanarak, Akkuyu için "Yer Raporu" hazırlandı. Bu rapor, lisanslama otoritesi olan Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu’na sunuldu. Lisanslama otoritesi, 1976 yılında Akkuyu Sahası için "yer lisansı" verdi.
• 1976 yılında nükleer santral ihalesi için tekrar girişimde bulunuldu ve tekliflerin değerlendirilmesi sonucunda 1977’de ASEA-ATOM ve STAL-LAVAL firmaları ile sözleşme öncesi görüşmeler başladı; ancak 12 Eylül 1979’da görüşmeler çeşitli sebeplerden, özellikle de bu işin sonuçlandırılmasına yönelik siyasî iradenin yeterince ortaya konulamamasından ötürü sonuçlandırılamadı. 1
• Türkiye, 1980 yılında, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nı (NPT) imzalayıp onaylayarak nükleer silah imal etmeyeceğini ve bunların yayılmasına da aracı olmayacağını taahhüt etti.
• 1982’de nükleer santral için ihale açılmaksızın Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanlığı aracılığıyla Atomic Energy of Canada Limited (AECL), Siemens-Kraftwerk Union (KWU) ve General Electric (GE) firmalarından teklifler toplandı. 2
• Kasım 1983’te kanun hükmünde kararname ile Nükleer Elektrik Santralleri Kurumu (NELSAK) kuruldu; ama bu kurum kağıt üzerinde, işlev yapabilecek bir yapıya çevrilemeyen bir kurum olarak kaldı.
• Eylül 1984'de, Başbakan Turgut Özal'ın, "nükleer santrallerin imalatçı firmalarla oluşturulacak bir ortaklık vasıtasıyla kurulması, 15 yıl süreyle işletilmesi ve tüm borçların enerji satışlarıyla geri ödenmesinden sonra devredilmesi" tarzında yaptığı öneri, nükleer santral projesine önemli bir boyut kazandırdı. Ağustos 1984’te bu firmalarla yapılan pazarlık görüşmelerinde anlaşma sağlansa da, hükümet, nükleer santrallerin anahtar teslimi esasına göre başlattığı ihalenin temel şartını “Yap-İşlet-Devret” şartına dönüştürdüğünü açıklayınca KWU, ve kendisine Akkuyu yerine Sinop nükleer sitesi teklif edilmiş olan GE firmaları ihaleden çekildi. 3
• AECL ile 1985’te Yap-İşlet-Devret modeline göre bir ön anlaşma imzalanmış olmasına rağmen, bir yandan kömür santrallerinin daha elverişli olduğuna dair hükümetin bir bölümünde beliren yanlış bir kanaat dolayısıyla oluşan siyâsî irâde eksikliği, diğer taraftan da ABD’nin cesaretini kırmasından sonra Kanada hükümetinin, Yap İşlet Devret modelini fazla riskli bulması sonucu 1986’da bu girişim de sonuçsuz kaldı. 4
• Bu girilen yeni yol ve yeni boyut ise Çernobil faciasına kadar sadece 2 yıl devam edebildi. Çernobil sonrası Türkiye’sinde olanlar ise;
- -1984 yılında OECD Nükleer Enerji Ajansı (NEA)’ya üye olan Türkiye'de, 1986’da meydana gelen Çernobil Nükleer Santral kazasının yarattığı olumsuz ortam dolayısıyla nükleer santrallerle ilgili çalışmalar askıya alındı. Hükümet, askıya alınan politikanın ne olduğunu açıklamak gereğini duymadı.
- -Türkiye aslında bu kavramlarla Çernobil ile tanıştı. Çay içen bakan görüntüsü uzun süre hafızalardan silinmedi.
- -Radyasyonun etkileriyle ilgili yayınlara yasak getirilirken, halkı 'rahatlatma' kampanyası başlatıldı. Bakan Aral TV'ye çıkarak canlı yayında çay içti. Aral'ın akıllara kazınan bu görüntülerine "Biraz radyasyon iyidir" sözleri eşlik etti. Aral gazetelere verdiği demeçlerde de, "dininize, imanınıza inandığınız gibi biliniz ki, Türkiye’de kesinlikle böyle bir tehlike mevcut değildir" diyordu.
- -Dönemin Başbakanı Turgut Özal "Radyoaktif çay daha lezzetlidir" diyerek basına poz verirken, Cumhurbaşkanı Kenan Evren "Radyasyon kemiklere yararlıdır" diyordu.
• Ocak 1993 tarihinde, Akkuyu Nükleer Santralı Projesi Resmi Gazete’de yayınlanarak tekrar yatırım programına alındı.
• 1990'ların sonuna doğru elektrik enerjisi üretmek üzere Nükleer güç santralı yapımı için çalışmalar tekrardan hız kazandı; Aralık 1996’da tekrar ihaleye çıkıldı. Bu takvime göre, Akkuyu Nükleer Santral Projesi’ne 1999 yılında başlanacak ve ilk ünite 2006 yılında devreye girecekti. Daha sonra da her yıl bir ünitenin devreye alınması planlanmıştı. İhale kapsamında Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) Genel Müdürlüğü tarafından Ekim 1997 yılında toplanan teklifler, 1999 yılında Başbakan Bülent Ecevit ve Bakanlar Kurulu kararı ile iptal edildi. 6
• 2002 yılı sonlarında, Başbakanlığa bağlı lisanslama otoritesi olarak görev yapmakta olan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlandı.
• Kasım 2004’de, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve TAEK, inşasına 2007 yılında başlanacak, toplam 5.000 MW’lik üç nükleer reaktör yapılacağını açıkladı.
• 2006 Nisan ayında, Türkiye'nin ilk nükleer santralı sahası olarak Sinop'un seçildiği açıklandı.
• Mart 2008’de Nükleer Güç Santrallerinin Kurulmasına yönelik Enerji Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelik Resmi Gazete'de yürürlüğe girdi.
• Türkiye’de nükleer santral yapılması için 2010’a kadar, ihale açarak veya davetiye göndererek hiçbirinden sonuç alınamayan, altı başlangıç yapıldı.
• 2010 Mayıs’ında Türkiye ile Rusya arasında imzalanan antlaşma gereği Rosatom şirketinin bir alt yapısı olan Akkuyu NGS Elektrik Üretim Corp. (APC: Akkuyu Project Company) Akkuyu’da herbiri 1.200 MW olan dört reaktörden oluşan bir nükleer santralı, kendisi sahibi olarak kurmayı ve işletmeyi yükümlendi.
• Mart 2011’de inşaat alanı ölçüm ve belirleme çalışmaları başladı. Birinci ünitenin yerleşimi 2013’de başlayacak, diğer üç ünite de 2019 ile 2022 tamamlanacak. İşletmenin %49'u yatırımcılara satılacak; Türk yatırımcıların Park Teknik ve Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü; (EÜAŞ) olması bekleniyor. Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş. (TETAŞ) 15 yıllık bir süre için, üretilen elektrik enerjisinden, ilk iki ünitenin %70’ni, üç ve dördüncü ünitelerin de %30’unu kilovat saati 0,123 dolara satın almayı taahhüt etti.
(Bu yazının büyük bir bölümü Ahmed Yüksel Özemre ve Sedar İskender'in İnternetteki yazılarından derlenmiştir; değerli emekleri için kendilerine teşekkür ederim.)
Sinop Nükleer Santralı için son anda devreye giren Kanadalı AECL’in geçmişine ve Nükleer Enerjinin en yaygın kullanıldığı ülkelerin neden maliyeti daha yüksek olsa da nükleer santralları kapatıp daha güvenli enerji kaynaklarına dönme kararı aldıklarına sonraki yazıda bakacağız.
Erkan GÜÇİZ, 23 Nisan 2012