Orams davasının KKTC aleyhine sonuçlanması Türkiye'yi de 30-40 milyar dolarlık bir tazminat tehlikesi ile karşı karşıya getirdi. Kıbrıs Türkleri'nin ve Ada'daki yabancıların İngiltere'deki mülklerine el konulması da söz konusu olabilir.
1974'ten bu yana Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasında devam eden mülkiyet sorunu bu kez İngiliz çift Orams davası ile farklı bir boyut kazandı. AB'nin üst mahkemesi olarak görülen Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın (ATAD), 1.5 yıldır görüştüğü ve kamuoyunda «Orams davası» diye bilinen mülkiyet davasında, Rum mahkemelerin KKTC'de yaşayan bireyleri de yargılayabileceğine dair bildirdiği görüş, hem siyasi sürece hem de Türkiye ve KKTC ekonomisine darbe vuracak nitelikte. KKTC'de 4 binden fazla İngiliz mülkü bulunuyor. 2 bine yakın da İngilizler dışındaki yabancılara ait mülk var. 1974 sonrasında bölgeden mülk alan yabancıların ve KKTC vatandaşlarının mülkleri tehlikede. Açılacak tazminat davalarında da sorumlu Türkiye olacak.
Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi Başkanı ve Referans Gazetesi Yazarı Mensur Akgün, «Mülkiyetten doğan sorunu eğer Annan Planı'na benzer bir şekilde çözemezsek bu işin maliyet boyutu korkunç olur» derken, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Kıbrıs Uzmanı Sema Sezer ise,
- «Kıbrıs Türklerinin ve Ada'da mülk edinmiş yabancıların bundan sonra Ada dışına çıktıklarında tutuklanmaları, AB ülkelerindeki tüm mal mülklerine el konulması artık olası. Bu karar ayrıca KKTC ekonomisinin de aynı anlamda çökmesi anlamına geliyor. Zaten inşaat ve emlak sektörü bu dava açıldığından itibaren çökme noktasında» açıklamasını yaptı.
Kapsamlı çözüm gerekiyor
Mensur Akgün, «Bireysel çözüm, mahkemeler AİHM veya mülkiyet komsiyonuyla sorunları çözmek çok pahalıya mal olur. Annan Planı gibi mülkiyeti kendi içinde çözecek bir çare bulmamız lazım» derken mahkemenin görüşünün «Bütün Türkleri hapse atmak gerekir» gibi absürd bir noktaya gittiğini belirtti. Akgün,
- «Yapılması gereken şey Rum tarafını köşeye sıkıştırmak. Bir opsiyon da «küstüm gidiyorum» demek ama bu Avrupa Birliği ve Türkiye açısından sorun yaratır. Siyasi tepkiler yerine hukusal yöntemler bulmak için çalışmak gerekiyor. Kararı anlamsızlaştıracak teknik çareler düşünmek, müzakere sürecinde Rum tarafını köşeye sıkıştırmak lazım» dedi.
ASAM Kıbrıs Uzmanı Sema Sezer ise ATAD'ın görüşünü, «Kıbrıs Türkleri'nin ve KKTC'nin egemenliğinin elden gitmesi» olarak niteledi. «Emsal teşkil edecek ve açılacak binlerce davanın sonuçlarına katlanmak mümkün olmaz» diyen Sezer bu kararın öngörüldüğünü belirtti. Sezer, hukuki süreçte büyük ihmaller olduğu görüşünü de dile getirdi. «Başlıca sorumluluk Sayın Talat ve etrafındaki hukukçu ekibindir» diyen Sezer, davada üç aşamada hata yapıldığını söyledi;
- «Birincisi İngiliz çifte karşı Rum mahkemesinde dava açıldı. O zaman müdahil olunmaması gerekirdi, çünkü bu Rum yargısının yetkisini tanımak anlamına geliyordu. İkinci hata İngiltere'de bizim lehimize giden bir dava varken, davanın ATAD'a taşınmasına göz yumulması oldu. Üçüncüsü ise Yunanlı hakime itiraz etrmedik»
- «Bu bir hukuk savaşıdır, AB ye tam üye yapılırken AB müktesebatının KKTC'de işlemeyeceğini öngören 10. protokol imzalanmıştır. Mülk sorununa böyle bireysel davalar yoluyla değil, özel olarak bir çözüm bulunması gerekir» dedi.